13 Nisan 2020 Pazartesi

RUH


 
Korona Günleri

Ruh

 

Ruhlarımız boşlukta kaybolur belirsizlikte ortaya çıkar. Ruhların parıldadığı alanlardır belirsizlik alanları. Belirsizliğin olmadığı alanlar; insanlara evlere şehirlere uygarlığa bizlere teslim edilmiştir. Bu belirlenmiş alanlar adeta teknoloji ve medeniyet ve konforla ilmek ilmek döşenmiştir. Olasılıktan doğan her şey o kadar bilimsel o kadar metodiktir ki ruha buralarda yer bırakılmamıştır. Evet, tabii ki bunların hiç biri olmadan yaşamamız mümkün değildir.

Belirsizlik baş etmekte çok zorlandığımız bir duygu. Her şeyin geçici olduğu bilgisini görmezlikten gelerek konfor alanlarımızı korku tünellerimize döndürüyoruz. Güvende olmak adına her şeye sahip olmak istiyoruz. Tıka basa ağzına kadar doldurduğumuz hayatlarımızın boşluktan ibaret olduğunu görmek, bir korona günlüğüne bağlı olması çok mu şaşırtıcı? Bu boşlukta o kadar kaybolmuşuz ki, ruhumuzla buluşmak belirsizlikle yürümek bizi şaşkına çeviriyor.

Hayat belirsizlikle ilerliyor. Yaşam her an yaratılıyor. Hangimiz neyi ne kadar biliyoruz ki. Her bir sonra ki anı sonsuz olasılık içerisinden seçip alıyoruz. Ruhumuza izin vermek aklımızın ucundan bile geçmiyor. Adeta bütün bilgi bizim ellerimiz altında. Akılla düzene sokuyoruz. Ama ki ruha alan açılmamış bir köşeye kıstırılmış hayattan ne bekleye biliriz ki. Her şeyi hazır bulduğumuz ezbere giden sınırlanmış bir hayat aslında ölümle eş değer bir yaşanmazlıktır. Belirsizlik ise sonsuz seçimlerin olduğu alabildiğine geniş hayal bile edemediğimiz bir alan.

Kendini bu boşluğun dışında bulup, belirsizlik alanına teslim olmak ve orada ruhunla birlikte nasıl olması gerektiğini düşünmek yerine, ne olmalıya odaklanmak sana seni hatırlatacak. Hafif bir müzik eşliğinde kendini dans ederken bulacaksın. Sanat yapar gibi oyun oynar gibi

 

 

İris

Nisan 2020

8 Nisan 2020 Çarşamba

Ben Bilinci


 
 
BEN Bilinci

 

İnsanın dünyaya var olması sonsuz birliğin içindedir. Varoluşun bilgisi olarak sürekli bir oluş­-bozuluş yani kozmos-kaos döngüsünün içinde olduğunu insan sezgisel dahi olsa farkındadır. Bu hissedişler insanı hiçbir şekilde rahat bırakmaz. Dünyasının kendi bedeninden başlayıp muhayyilesinin dahi ulaşamayacağı yerlerde olduğunun bilgisi ise bir şekilde kendinde kayıtlıdır. Bu gerçekliğin çatışmasını da özgürlük ve sınırlılık alanlarında sürekli olarak gidip gelerek yaşar. Dış dünyasını, iç dünyasını ilişkiler dâhilinde kurmaya uğraşır. İstekleri, merak kaygı heyecan belirsizlik kuşku sevinç gibi duygular içinde dolanıp durur. Zorunlu olarak düşünmeye itilir. Görmek tanımak bilmek ister. Kendi dünyasını yaşayacaktır. Hem bireysel olarak biricikliğini bilmek hem de ötelere gitmek hatta aşkınlığa ulaşmak itkisi benini rahat bırakmaz. Bu yarılmadan çıkan güç onu kaçınılmaz olarak yeniye, tasarımlara nihayetinde yaratıma itecektir.

Düşünmek zorundadır. Sorgulamalıdır. İstek ve iradesi sayesinde harekete geçer. Kendini, dış dünyayı kısacası yaşamı tanımak ve bilmek durumundadır. Kendine dönmeli, düşünmesini kendine çevirmelidir. Kendi yaşamını anlamlandırarak değerli kılmalıdır. Yaşamına anlam koymak düşünmektir. Bu ancak kendi kendine ve kendinden olabilir. Bu donanıma / potansiyele sahiptir. İstediği kadar bilgiye ulaşabilir. Hedefini bilmek, amacını bulmak için bilinçli olmalıdır. Hedefini bilmek düşünmektir. Bu ancak emek sarf ederek oluşturulabilir. Anlamak ise ilişkilerle mümkündür. İlişkiler düşünmektir. Şansı şudur ki, Yolun başında kendisi vardır. Her şeyden önce kendinden başlayabilir. Doğa, güdüler, alışkanlıklar nelerdir, anlamalıdır. Dış dünyada neler var, insanlar, canlılar, sistemler hakkında bilgilenmeli ve ayırtına varmalıdır. Bağ kurmak düşünmektir. İnsan ilişkilerle kendini bulur, tanır. Kavramlar vardır sadece akılda bulunan ve eğitimle ulaşılan, bu alanlara girmelidir. Kavramları bilmek düşünmektir. Eylemlerinde ise etik kurallara uymalıdır. Yaşantısının dışına kendini koyup tek tek hepsinin ayırtına vararak düşünmek ve sürecinde hepsi arasında bağı kurmak yani bütünlemekle bir bilince ulaşılır.

İnsan her an değişip dönüşmekte olana ulaşabilir mi, ‘ben’ini bilebilir mi kestiremiyorum ama gayret gösterirse ‘ben bilinci’ ile buluşabilir. Bilinç deryasından özümüze düşen Ben bilinci kendimizde ve bizden bize dir. Yani bize içkindir ve biriciktir.  Yetilerimiz ile değerlere bağlı kalarak, algılarımızı, bilgilerimizi aklımızı kullanarak olabildiğince yargısız irdeleyerek ben bilincimizi buluruz. Çatışma kaçınılmazdır. İnsanın kendini soyutlayarak düşünmesi, çözümlemesi ve yeniden toplaması ile oluşur. Yüksek değerler üzerinden en ideal değere bağlanır. Dolayısıyla bütüne bağlıdır. Değişim dönüşüm ben bilincinin bütünselliği üzerindendir. Dolayısıyla kalbe de bağlıdır. Bunların ayırdına varmak, soyutlayarak ve soyutlanarak düşünceleri kurmak ancak ben bilincinde mümkündür. Düşüncelerin kurulması kurgulanması, olanaklara bağlı kalınarak dışa çıkarılması, yani ifadeye, söze, eyleme dökülmesi ben bilincinden mümkündür. Ben bilincini oluşturabilmiş, onunla buluşabilmiş insan sadece kendi seçimlerinin özgür iradesine sahiptir. Bağımsız kararlarının sorumluluğunu alabilir. Kalbinle bağlantıda bütünlenmiştir ve eylemlerinin ifadesi, dışlaşması oradandır. Artık Ben bilinci hayatının yaşam kaynağıdır. En değerli itkisel gücüdür.

Ben’i bilecek olan bir tek Ben bilincidir. Kendini eylemlerinde açar. Zaman içinde kendini kendi üstünden büyütüp genişletecektir. İnsanın kendini gerçekleştirmesi, oluşturması ben bilinci üzerindendir. Bilinci ile sonsuz olasılıklara ulaşabilir ve yaratabilir. Ben bilincinde düşüncelerinin nüvesini bulur, anlam katarak büyür derinleşir değişip dönüşür. Ancak bu şekilde diğer bilinçlerle ilişkiye girer ve onlara dokunabilir. Başka bilinçlerle ilişkiye giren bilinç uzlaşmalar ve çatışmalar sonrasında kendine döner ve yine başka bilinçlerin önüne çıkmak üzere dönüşür. Artık tüm yapıp etmeleri bu kendi özsel bilinci üzerindendir.

İnsanın kendini bilmesi ben bilincidir. Kendine dönüp tekrar kendi üzerinden düşünmek ben bilincidir. Kendi eylemlerinden kendini tanımak ben bilincidir. Başka bilinçlerden kendini bilmek ben bilincidir. Dönüşmek, yaratmak ben bilincindendir. Sevgiyi bilmek, sevgiden dokunmak ben bilincidir.

Düşünmekle başlıyor bilmek. Bilmekle başlıyor bilinç. Düşünmek bilinçtir. Bilinç var olmaktır, varlıktır. Bilinç ben dir. Ben bilinç dir.

 

 

 

 

İris pala

Nisan 2020. Korona günleri
 
 
 
 

 

17 Kasım 2019 Pazar

sanat ve belki


 Mas Akademi

 

Sanat ve Belki

Sanat işlerinin içinde bulunmak, biliyorum ki öncelikle benim duygularımı harekete geçiyor. Bu öyle bir serüven ki beni her zaman çok heyecanlandırıyor. Arzularımdan öte tutkularımı yaşatıyor. Ve kaçınılmaz olarak hayatla ve kendimle buluşturuyor.

Beni adeta kaosdan kozmosa, kozmosdan da kaosa sürükleyip duruyor. Bir oluş bir bozuluş, belirsizlikler ve belkiler içerisin de yoğurup duruyor.

İçimde oluşan basınç dışarıda ki ile buluşuyor, genelde kavga bazen uyum ile sınırlarımı zorluyor ve beni değişim dönüşüm mücadelesinin içine bırakıveriyor.

Bu serüven sezgiler iç görüler rüyalar hayaller kâbuslar güdüler belirsizlikler ve belkiler ile birlikte sürüp gidiyor.

Cesaretle aşılabileceğini düşünüyorum. Benim belkilerimin içinde de bol miktarda da yakarışlarım bulunuyor.

 

 

İris.

Kasım 2019. Bodrum

 

sanat yapar gibi




SANAT YAPAR GİBİ

 

Hep düşünüyorum da; insan neden sanat yapmak için bu denli güçlü bir istek duyar. Sanatla uğraşmak adına içten gelen karşı konulamaz duygularımız var. Sanki Yaşama tüm varlığımızla sarılmamıza neden olan, pençelerimizle, tırnaklarımızla, tüm bedenimizle hayatımızı oluşturmamız için bastırılamaz bir tutku. Elimizdeki tek olanaktan yani kendimizden kendimizi yaratmamıza yol veren,  kendi hayatımızı kurgulamamızı zorunlu kılan ve hiç bitmeyecek bir mücadele.

Özgür olmak adına..

Aşkı hissetmek adına..

Ve Kaostan düzeni yaratır gibi..

Yaratıcılığı içimizden söküp alır gibi..

Buluşmanın çatışmanın düzenin gerçek sebebi gibi..

Sanat yapar gibi..

En yakınım kendimle buluşmak, kendimi bulmak, kendimi hep yeniden oluşturmak, yapmak bozmak, geliştirmek genişletmek, derinleştirmek bazen de yakıp yıkıp darma duman etmek biteviye devinilen bir mücadele;

İçinde olduğum ve bir saniye sonrasını bilemediğim andan yeni anı yaratmak..

Hayatı yaşadım demek, hayatımı yaşıyorum demek..

Kendimi buldum, kendimi biliyorum demek..

Buluşmaya bir mana yüklemek için..

Kendimi yeniden yaratmak, hayatımı yeniden oluşturmak için..

Oyun oynar gibi, dans eder gibi, duygularımla hareket kazanan, içine aklımın, zekâmın, sezgilerimin sonuçta kavrayışlarımın yani tecrübelerimin girdiği kaçınılmaz bir sürecin içinde devinimek. Biliyorum ki; Gücümüz yaratıcılığımızda saklı. Cesaretimiz ise niyetlerimizde. Tutku sevgimizle, Zaman dikkatimizle geliyor. Aklımız duygularımızla bütünleniyor.

Sanat yapar gibi..

Resim çizer gibi..

Heykel oluşturur gibi..

Kitap yazar gibi..

Şiir okur gibi..

Çocuklarını büyütür gibi..

Yollar yürür gibi..

Türkü çağırır gibi..

Dostluklar edinir gibi..

Evini inşa eder gibi..

Topraktan ağaç yetiştirir gibi..

Metalden uçak yapar gibi..

Senfoniye notaları seçer gibi..

Resme mor ve yeşili yerleştirir gibi..

Kendine sağlam, sakin, sevecen, neşeli, tutkulu yapar gibi..

Bilen, kaygılı, hüzünlü, âşık, erdemli, hassas yapıştırır gibi..

Yağmurdan gök kuşağı çıkartır gibi..

Kara delikten güneş sistemi kurar gibi..

Kor ateşte yanar gibi..

Endişede huzur bulur gibi..

Sever gibi..

Göz bebeğinin karasına düşer gibi..

Zamandan uçar gibi..

Bilinmezlerde yüzer gibi..

Ben den çıkar gibi..

Zirvelere konar gibi..

Sanat yapar gibi..

 

 

 

İris

Bodrum. Nisan 2019

 

annem




Anne

 

 

Annemi ne kadar biliyorum ki?

Ya kendimi..

Bu sadece kadın olmakla mı ilgili?

Annelik iksiri; içimize nereden gelip yerleştiğini bilmediğimiz o güç.

Hem güdülerle birlikte hareket edip, hem de en içten en derinden gelip, bizi harekete geçiren dürtü.

Yaşam enerjisi de diyebilir miyiz.

Belki de tüm evrenin bilinci.

Bütün niyetlerimiz, hayallerimiz, özgür irademiz ve sonunda kaderimiz.

Engin ve kapsayıcı.

Farkında olarak veya bilmeden.

Yaratıcılık; elimizde olanları yoğurup yepyeni bir şey ortaya çıkartmak ya da ( evvel zaman içinde olduğu gibi) bir şeyleri yoktan var etmek.

Yücelik; bize mi ait yoksa her şeye yani ötelere mi ait.

Gözümün görmediği ancak içimin bildiği sonsuzluk sadece bana ait olabilir mi..

Sevgi olmadan yaşam sürebilir mi veya insan kendini gerçekleştire bilir mi..

 

                                                                        *     *      *

 

Annemin öleceğini artık biliyordum. Rüyalarım bile bana bu durumu söylüyor hatta yön gösteriyordu. Evinden ayırırken, geri dönmeyeceğinden emindim. Onun adına içimden sessizce evinle vedalaştım. 50 yıllık evimizdi. Dana’yı kaybedeceğim günler çok çok yaklaşmıştı. Annem, sürekli olarak  ‘’hadi gidelim’’ diyordu, nereye gitmek istediğini biliyor muydu anlayamıyorduk.” Eve” gitmek istediğini söylüyordu ancak artık hiçbir yer onun evi değildi. Her yönüyle, aklımın yettiği kadar bu duruma kendimi alıştırmak için; annesizliğe, bu eksikliğe, bu en doğal ölüme adapte olabilmek için akıl ve mantık mekanizmamı en son yakıtına kadar kullanıyordum. Başarabiliyor muydum… Zor. O gün geldi çattı. Sürekli konuşuyorduk.  Sabahlara kadar doğru eğri her türlü her yerden her şeyden konuşuyorduk. Ötelerden bahsediyordu. Ev’den baba’dan gitmek istediğinden söz ediyordu. Bilinci bizim bildiğimiz manada bir bilinç değildi. Uzun bir zamandır Alzheimer ile birlikte yaşıyordu. İyiydi, tatlıydı, çocuktu, onun için sorun yoktu. Bu onun için boğuşmak değildi, o artık böyleydi boğuşan biri varsa o da biz olabilirdik. Artık bizde boğuşmuyorduk. Hep beraber bu yaşamın içindeydik. Hatta çok güldüğümüz eğlendiğimiz anlar bile oluyordu. Ne vardı ki; biz çocuklar gibi şendik. Son yaklaşırken sohbetimizi iyice ilerlettik, ötelere en uzaklara gittik, sırlarımızı paylaştık, eskileri yâd ettik, güzellikleri söze döktük ve sonunda da helalleştik. Birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi söyledik. Kucaklaştık. Öpüştük. Gözlerimizi yumduk. O ebediyete yürüdü. Ben dünyaya yürüdüm. Dünyaya dönmem, zamana gelmem epey vaktimi aldı. Kâh dostlarla birlikte, kâh yapayalnız, kâh en yakınım canımın da ötesindekilerle birlikte bu acıyı bu hüznü sık sık yaşadım. Güldüm, ağladım, yürüdüm, yüzdüm, boyadım, yazdım, çizdim, kaldım, diz çöktüm ama zorlandım. Yüceldim ve acziyeti yaşadım. Eksikliği, bitmişliği bildim. Her şeyimi yitirdiğimi sandım. Böyle düşünmedim, böyle hissettim. Sanki tüm yetilerimi kaybetmiştim. Annemden bana gelen akan aktarılan tüm yetilerim bitmişti. Adeta gömmüştüm. Artık yaratamazdım, sanatla uğraşmak, yeni bir şeyler yapmak, neşelenmek, koşmak, oynamak, yemek pişirmek benden de gitmişti. Artık beni kollayan, koruyan, sığındığım, güvendiğim mecralar yok olmuştu. Canım sıkıldığında, konuşmak istemediğimde, kaçmak, saklanmak istediğimde kime nereye gidecektim. En lezzetli yemekleri ben nasıl yapabilirdim ki. Mis kokulu çarşaflarım bile yoktu. Belki de artık hiç hastalanamayacaktım. Bütünlenmek bu mu demekti, yokluğunu bilerek yine de tam olmak. Olmaya çalışmak.

Sonra zaman durdu. Emaneti yaradana sunduk. Toprakla örtündük, yağmurla sulandık, mavi yaseminlerle bezendik ama hiçbir şeyi saklayıp gizleyemedik. Solduk, yeşerdik, örtündük, soyunduk, yaşadık. Hepsi bizdik.

 Sevdik.

Biraz düştük, biraz düşkünleştik, biraz düşündük.

Kadın dedik.

Kadın.

Kadın yaratır. Kadın her şeyi içine alır, büyür, bütünler. Kadın doğurur. Kadın sevgidir. Kadın yakar, yıkar, dağıtır, yeri gelir yok eder. Uçar. Kadın kokudur. Koşulsuzdur.  Korur, kollar. Korkudur. Güvendir. Kaplar. İnandır. İmandır. Özdür, özlüdür, özüdür, bizdir, birdir. Sevgi, sabır, şefkattir. Yumuşaktır, yayar, kapsar. Kabuldür.

Kadın.

Kadındır.

Güneş.

Güneşin üstüme doğmadığı, beni aydınlatmadığı ola ki beni sarıp sarmalayıp yaşatmadığı, ısıtmadığı bir ülke düşünemiyorum!

Yazı.

Artık bunları da yazabiliyorum ya ……

 

Aradan üç yıl geçti. Kuş gibi koskoca üç yıl. Bu yazıya ilk defa bakıyorum. Hayat gözyaşları ile daha güzel.

Söz bitmiyor, anne.

Anne.

MAGNA MATER

 

Hepimiz anneyiz, sonsuzluk evreninden gelip oluk oluk içimize akıp, nesilden nesile koşan hatta genlerimizin en ücra köşelerine kadar işleyen kazınan bilgelikle koşulsuz anneleriz.

 

Hayat veren. Yaratan. Yaşam gücü. Doğuran, doğurtan. Bereket bolluk besleyen büyüten. Besleten. Koruyan. Koşulsuz. Güven. Kapsayan. Af. Adayan. Şefkat. Sabır. Sevgi. Anne.

 

Anne.
Annem.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

iris.

2015-2018 Bodrum

1 Mart 2017 Çarşamba

TFL, SANAT


TFL, SANAT

 

Yaratmak isteği ve üretmek dürtüsü hepimize kaynağının nereden geldiğini bilmediğimiz bir yerden basınç yapar. Kendimizi ifade etmek, yaşamımızı oluşturmak, ben olduğumuzu açığa çıkarmak isteriz. Duygularımız niyetlerimizi tetikler. Kendi şarkımızı söylemek, resmimizi renklendirmek, heykelimizi yontmak isteriz. Sanatçı unvanı şart değildir. Zaten kendi hayatımızı bir sanat eseri gibi yazmaktayızdır.

Yaşantımız nasıl akarsa aksın, arada gök gürültülerinden kaçmak, serin sulara yıkanmak,  derinlere yüzmek, okyanus kuytularına gitmeyi özleriz. Ötelerde soyunmak, arınmak, daha diri daha güçlü hatta daha sakin ve sade bir şekilde gündelik dünyamıza dönmemizi sağlar.

Bu gündelik dünyanın sınırlı sorunlu halleri bizim sonsuz sınırsız hallerimizi unutturmaktadır.

Benim için sanat, sanatla bir şekilde buluşmak, boyalara, renklere, çamurlara, kelimelere, taşlara, tahtalara bulaşmak, onları sevmek, onlarla didişmek her zaman için başka âlemlere dalmanın kapısı olmuştur. Beni besleyip büyüttüğüne ve çok mutlu ettiğine inanıyorum.

Sanat her insanın en içindeki en özel yerine dokunuyor, bunu biliyorum. Oradan büyüyor ve gelişiyor. Aklımızı da, bedenimizi de içine alarak yayılıyor. Paylaşmak ise en güzel hediyesi oluyor.

Hepimiz sonuçta birer sanatçıyız. Hayatımız da bizim sanat eserimiz.

TFL ruhunu içine almış olmak ve bu aileden gelişip serpilmek bizim kendi kimliğimizi oluşturmamızın nedenidir. Kimliğimizi kurmanın ve kişiliğimizi oluşturmanın anahtarının bizim ellerimizde olduğunun güvencesini vermiştir. Bize hem değerlerimize sahip çıkmak hem de sonuna kadar özgürce yaşamak ilim ve sanatının ipuçlarını öğretmiştir. Hayatımızın, kendi sanat eserimiz olduğunun sezgisini içimizde uyandırmıştır.

 

 

İris.

Bodrum. Mart.2017


18 Ocak 2017 Çarşamba

KATRAN


 

 

Kapkara koyu ağır katran.

Ateş kurşuna, kurşun cana düştükçe ölüme yığıldılar. Ölümler birbiri üstüne bindiler. Hepimiz birbirimize düşmana dönüştük. Dönüştükçe yığıldık, yığıldıkça yayıldık, yayıldıkça katran olduk. Kıyamet gürültü taraması içinde mutlak sessizliğe boğulduk.

Aradan sıyrılan tek bir müzik ‘’la’’ ……

İs kokulu koyu ağır katran.

Tanımadık ki birbirimizi, ağzımız hep kapalı. Zifir koyu siyah maskelerimiz var. Şarjör, makineliye, makineli bize döndükçe biz yoğun ağır bir koku olduk. Patlayan sessizlik örtünce, yığılan biz, ziftle karıştık.

Katran katrana yığıldık.

Yükselen bir tek müzik ‘’ fa mi ‘’ …..

Zifir karanlık. Gözler yok. Ellerimiz büyük, kara maskeler göz hizasına kadar hüzne battık. Tabanda ölü kuvvet acı içinde. Gümbürdeyerek gelen sessizlik.

Tek bir nota yükseldi  ‘’re mi do ‘’ …….

Bir omuzdan bir omuza, gözyaşından bir Kubbe yaptık. İçine müzik koyduk. Işık notaları yükseldi. Orada burada asılı kaldı.

‘’mi’’ …..

 

 

 

iris

2.Ocak.2017.İstanbul