Harmoni
Bir orkestra şefi
Bir orkestra
Sonsuz insan
İmkansıza inanmak
Sayısız enstrüman
Ses Nota
Hep birlikte
Uyum içinde
Çocuklardan Gençler
Aydınlık
Aydınlanmış
Müzikle Sanatla Sporla Bilimle
Koşarak
İris Pala
18.Ekim.2026 Bodrum
Harmoni
Bir orkestra şefi
Bir orkestra
Sonsuz insan
İmkansıza inanmak
Sayısız enstrüman
Ses Nota
Hep birlikte
Uyum içinde
Çocuklardan Gençler
Aydınlık
Aydınlanmış
Müzikle Sanatla Sporla Bilimle
Koşarak
İris Pala
18.Ekim.2026 Bodrum
Kuşlar bir araya toplanmışlardır. Kendilerini huzursuz ve
eksik hissetmektedirler. Bir hükümranlarının olması gerektiğini kendi
aralarında konuşurlar. Aralarından en bilge olan Hüthüt çıkar ve şöyle der; ‘’ sizin gerçek
hükümranınız Simurg’ dur. Ama ona ulaşmak için çok uzun ve zorlu bir yolculuğa
çıkmanız gereklidir’’
Hüdhüd diye Kur’an da adı geçen bu kuş Hz. Süleyman ile
Belkıs arasında elçilik yapar. Gizli yer altı sularını bulabilir sadakat rehberlik
bilgi ve ilahi mesajın taşıyıcısı olarak bilinen özel bir kuştur. Tasavvufta
mürşid-i kamili, edebiyatta ise bilgeliği, yol göstericiliği ve hakikat
arayışının temsilcisidir.
Kuşlar yola çıkar. Ama bu yol sıradan bir yol değildir.
Aşmaları gereken 7 vadi vardır. Ve her vadi içsel bir dönüşümü temsil eder.
İlk vadi istek vadisidir. Arayış burada başlar. Yolun başını temsil
eder. Ancak gerçekten istemek gereklidir. Yüzeysel bir merak değil, içten gelen
bir çağrı olmalıdır. Hayatımda bir şeyler eksik. Dış dünyadaki hiçbir şey beni
doyurmuyor gibi.. Burada konfor alanı sarsılır, sorular başlar ve arayış doğar.
İstek zayıfsa kişi hemen geri döner.
İkinci vadi aşk vadisidir. Burada akıl geri çekilir kalp öne
çıkar. Ancak tehlikelidir zordur yakıcıdır. Mantık anlamaz planlar bozulur
kontrol kaybolur. Eski kimlikler çözülmeye başlar tutunulan şeyler bırakılmaya
başlar. Ben çatlar. Korku başlar.
Üçüncü vadi bilgi vadisi diye geçer. İdrak için alan açılır.
Her şeyin farklı bir yüzü olduğu anlaşılır. Hakikat tek bir kalıba
sığmamaktadır. Doğru denen görecelidir. İçe dönüşe bir davet gelir. Sezgi
açılır.
Dördüncü istiğna vadisi, bağımsızlık ve vaz geçişin
vadisidir. Dış bağımlılıklar bırakılmaktadır. Onay ihtiyacı, sahip olma arzusu
yitirilir. İçsel doyum artar ve hiçbir şeye muhtaç olmama hali başlar.
Beşinci vadi birlik / tevhid vadisidir. Her şey birdir. Sen
ben ayrımı çözülür. İkilikler yumuşar. En kritik çözülme noktasıdır. Kişi artık
hayata karşı değil hayatla birlikte akmaya başlar. Zihnin bunu kavraması zor
olabilir.
Altıncı hayret vadisi, zihnin tamamen yetersiz kaldığı
yerdir. Tanımlar çöker. Derin bir bilinmezlik haline geçilir. Bu bilinmezlik
hali bir boşluk değil, canlı titreşen bir bilinmezliktir. Bu derin bilinmezlik
içinde kalmak hayret hissinin en doruk düzeyidir. Bilmeden var olma öğrenilir.
Yedici yokluk vadisi, fenâ vadisi diye geçer. Benliğin
tamamen eridiği yerdir. Kişi kendini bütünün parçası değil bizzat bütün olarak
hisseder. Bu yok olmak değildir gerçek varoluşa geçiştir. Sonuçta Simurg’a varmak,
kendinde yok olup hakikatte var olmaktır.
Kuşlar bu uzun ve zorlu yolculukta geçerler ve Simurg’a
ulaşmaya çalışırlar. En sonunda sadece 30 kuş bu yolu geçmeyi başarabilir. Ve
onlar Simurg’ a ulaştıklarında huzurlarında bir varlık bulamazlar. Bunun yerine
bir ayna görürler ve baktıklarında kendileri ile karşılaşırlar. Si Farsçada 30
demekmiş Murg da kuş.. Yani aradıkları aslında kendileri imiş. Hikâye de şu
şekilde bağlanır; aranan hakikat dışarda değildir ve yolculuk arayanı
dönüştürmek için yapılır. Sonunda ‘’ ben ‘’ sandığın çözülür ve birlik / vahdet
idrak edilir. Arayan da arananda yol da sensindir.
Ve hikâye şöyle tamamlanır, Simurg’ u arayanlar Simurg’ un
kendisi olurlar.
Gökten üç elma düşsün mü…
İris Pala
Nisan. 2026
Anneannem; simsiyah. Upuzun. Tatlı bi tebessümlü bembeyaz
yüzü var. Kısık içe kaçmış gözleri ile bana bakıyor. Sessiz. Yumuşak. İçten.
Uzun kemik bir burun. Sivri çene. Siyah kıyafetin altındaki ayakları ondanda
koyu kahverengi nemli toprağa basmış. Kafkasların nemli toprakları. Yukarı doğru
en koyu lacivertten en koyu yeşile doğru uzayıp giden, uçuk mavi ince gökyüzüne
buluşan, Kafkasların rutubetli nemli ürkünç ormanları. Sağ yanında beyaz kurt
köpeği gözleri mavi, sol yanında gözleri kahverengi alacalı boz sarı turuncu
kurt köpeği. Ananeme koşarak sarılmak istiyorum. Ancak çok yavaşça yanına
gidiyorum ve usulca bacağına sarılıyorum. Elleri başımı okşuyor.
Annebabam; muzip. Güler yüzlü. Yuvarlak gözler, yuvarlak
surat, yuvarlak dazlak kafa. Bi var bi yok. Masal gibi. Osmanlı derebeylik
sokakları. Parke taşlar, sarı taş örülü duvarlar, tahta kapılar, demir kapı
tokmakları. Kemerli sokaklar tahta cumbalı evler. Soğanlı yahnili yemek kokusu.
Şu köşe başından annebabam bana sesleniyor. Hoop ben gidene kadar diğer tarafa
zıplamış. Bi arkamda bi önde orda şurada burada.. Gülüyorum.
Babaannem; hiç tanımıyorum ki. Görünce çok şaşırdım.
Tahminimden daha da yapılı. Sağlam. İri kemikli. Yuvarlak yüzüne kocaman gözler
çok yakışmış. İri elmacık kemikleri var. Başına bezleri kumaşları sarmışta
sarmış. Gözler yeşil. Saçları bilemedim, açık kumral acaba kızıla mı kaçık. Kat
kat etekler gömlekler giymiş. Bir de yelek. Hafif kumaşlar hepsi de uçuk toprak
rengi, bozkır sarısı gibi. Asya esintisi. Sessiz bir tebessümü var. Benim başımın
üstünden uzaklara ufuklara bakıyor.
Babababam; hiç görmedim. Tanışmıyoruz. Bu kadar yakışıklı
olduğunu bilmiyordum. İnce uzun yapılı. Üzerinde Atatürk devrim takım elbisesi
var. Gri füme ceket pantolon fötr şapka. Yeşil göz. Anadolu Asya Horasan.
İris
Mart. 2026. Bodrum
Tohumun neşesi. Tohumla buluşan bir damla yağmurun keyfi.
Yüzyıllar sonra bir anda çözülen mühür. Bize gelen nimet. Önümüze açılan macera
yepyeni bir yol. Peki ya Başarıyı nasıl tanımlamak istersiniz.
Çocukluk hikayemi anlatmak istiyorum.
İlkokula başladığım ilk gün. Yaşım herkesten ufak. Kendimde.
Okul nerededir nedir, okumak ne demek içimde bilinmezliğin, saflığın neşesi.
Tahta sıralara oturtuluyoruz. En önde oturmak benim için çok uygun. Okumayı
bilenler el kaldırsın. Okumak neyse. Hepimizin önünde bir kitap Ali / top / tut
/ at / okul / gel / koş. Hepsi aferin. El kaldırayım, benim hazinemde daha
güzel kelimeler var, hepsininkinden daha güzel. Olağan üstü kelimelerimi sıraladım.
Yaşasın çok güzel oldu. Bana da aferin? Seninki olmadı! Aaa cevap beynimde
patladı. Şok. Hahaaaa Pılımıpırtımı toplar giderim ben. En arka sıraya. Sıcacık
paltoların arasında kaybolurum. Bana ne yaptınız. Ağzıma sözlerime kelimelerime
mühür koyarsanız ben de ellerimi gözlerimi renklerimi hayallerimi kullanırım.
Pılımpırtımı açarım şahane renkli kalemlerim mavilerim morlarım yeşillerim
sarılarım pembelerim kahverengi yaptıkça değişen farklılaşan fırıl fırıl dönen başka
başka renkler, büyüyen şekilden şekle giren çizgiler desenler resimler
sürprizler dolu dolu kağıtlar, hepsi benimle. Hayalden hayale koşan oyun
oynayan güzellikler. Sonsuza dek bitmeyecek maceralar her an yeni bir yol yeni
bir heyecan. Ben de çizer boyar rengarenklerle doldururum hayatımı. İrisin
neşesi.
Günler aylar geçiyormuş. Okula gidip geliyorum. Herkes okuma
öğreniyormuş. Kırmızı kurdele takalım oluyormuş, falan filan hiç ilgim alakam
yok. Ayrıca sömestr tatili olacakmış. Öncesinde de karne alınıyormuş. Ne
demekse..? benim karnem baştan sona zayıf. Resim pekiyi. Öğretmenin anneme beni
hakkımda ki düşünceleri ise; kızınız da maalesef zekâ geriliği var ancak
üzülmeyin çok güzel resim yapıyor.
Bu sefer annem şok. Psikologlar testler IQ puanlamaları.. Benim
için çok keyifli süreçler. Çünkü duvardan duvara yumuşacık halısı olan kocaman
salonlara bırakılıyorum. Görmediğim bilmediğim oyuncaklar yine rengarenk
kalemler yazısı olmayan resimli kitaplar benimle tatlı tatlı ilgilenen ablalar öğretmenler
sorular cevaplar. Ne aferin var ne de senin ki olmadı. İrisin neşesi yerinde. Sonuç
da güzel. Annemin de içi rahatlamış memnun. Onunda neşesi iyi.
Sonra neler oluyor. Yeni bir ilkokul. Yeni çocuklar,
arkadaşlar. Yeni sınıf yeni öğretmen. Ama asıl öğretmen annem evde. Arayı
kapatmam lazım biraz büyümem lazım. Uyum sağlamam lazım. Yavaş yavaş başarı
kodlarım oluşuyor. Dersleri iyi yeni arkadaşlarla iyi doğum günleri var biraz
politik havalar esiyor evde nede olsa Ankara ‘da yaşıyoruz. Hayat böyle bir
şeymiş akıp gidiyor. Bunları hepsi aslında bana uzak ama uyumlu mış gibi
yapıyorum. Başarılıyım. Uyum konusunda da başarılıyım derslerimde de
başarılıyım. Ne zaman benle buluşuyorum, Yollarda yürürken doğada kaybolurken
ve resim yaparken. Bir belki iki kız arkadaşım var onlarla oyun oynuyorum ufak
sırlar paylaşıyorum yani kafa dengi..
Üniversite. Eğitimde ki başarım her geçen gün artmış. Diş
hekimliği fakültesi üstelik Hacettepe. Üçüncü sınıftı sanırım bir sınava doğru
gidiyoruz. Yanımda oyun oynar gibi ders çalıştığım başarılara başarı kattığım
kız arkadaşım. Şimdiye kadar kilerin içinde en kafa dengim. Parktan geçiyoruz. Şemsiye
modeli bodur dut ağacı. Altına girersen kimse seni görmez kimse seni fark
edemez. Bahar yeni gelmiş. Dutlar alabildiğince güzel ve mor mor krimzon
alizarin sulu sulu. Altındayız. Dutlar mükemmel. Zaman yok. Yaşam tatlı. Süre
bilinmez. Vakti gelince çıkarsın okul yolundan fakülteye ulaşırsın. Yine
kendinden emin amfiye girer ilerlersin..
Hooop diye bir ses. Hocadan. Siz nereye? Sınav bitmek üzere! Geri dönüp
çıktığımızda yine parka gidip oturduğumuzda bu sefer başardım diye hissettim. İşte
ben. Ben olabilirim. Başarı tanımımı yeniden yapabilirim.
Bundan sonra ki iş aş evlilik sanat sosyete yaşam hayatımı
anlatmıyorum. Benzer döngüler kalıplar mühür koymalar mühür kırmalar.
Ama Artık biliyorum.
Mühürlenmiş tohum gözünü açıp başını çıkarabilir neşesini
bulmak için yağmur damlasını bekleyebilir. Her zaman yeni yollara yeni
maceralara açılabilir. Nimetlerine teşekkür edebilir. Neşesini hep
hissedebilir.
İris Pala
Mart. 2026 Bodrum
Bir minik tohum. Benimle birlikte olan. Rengi krimzon
alizarin. Parmak ucumdan da küçük. Biliyorum bir gün onunda içi açılacak ve
etrafa binlerce onbinlerce milyonlarca tohum saçılacak. Neden mi, çünkü onlar beyaz
ama kemik beyazı. Mis kokulu. Cıvıl cıvıl.
Peki ben o tohumu nerde buldum dersiniz. Koyu kahverengi tamtamına
kızıl kahverengi yumuşak bir toprağın içinden. Önüme bakarak çok yavaş bir
şekilde yürüyordum. Rahvan. Arada durup ellerimle avuç içlerimle nemli mis
kokulu toprağı elliyordum. Evet işte orda tam önümde gözlerime bakarken yakalandım.
Mutlu olmuştuk. Rüyalardan çıkıp bana gelmişti. Avcumun içine koynuma
yerleşmişti. Artık beraberdik.
Yıllarca yüzyıllarca birlikte olduk. Dağ taş yol bayır köy
şehir orman nehir yürüdük. Kah yorulduk kah acıktık. Her şey hayata dair di.
Güldük ağladık kavuştuk dans ettik. Dost olduk dost buluştuk yollara
yollarımıza gittik ayrıldık. Vakti zamanı gelince hani vakt-ı kerahat zuhur
bulunca tohumumun dış kabuğu artık iyice kurudu ve içi içine sığmaz oldu ve
çatladı. Çat.
Ne oldu beğenirsiniz, onca noktacık onca ışık onca huzme
ortalığa yayıldı. Pırıl pırıl göz alabildiğine göz kamaştıran ışıkcıklar.
Ufukları aştılar tepeleri geçtiler bulutları uçtular ve sonsuzluğa doğru
yayıldılar. Sonra ne oldu bilir misiniz, her biri tek tek yavaş yavaş geri
gelmeye başladılar. Birer gökkuşağı olmuşlardı. Bana yönelmişlerdi. Göğsümü
açmam gerekti. Nefesimi tutmamam. Gülümsemem.
Sen de gülümse çünkü o gökkuşağı renklerinden biri de
sensin.
İris Pala
Şubat.2026. Bodrum
Benim Baba soyumun ataları Asya’nın uçsuz bucaksız
bozkırlarından geliyor. Binlerce milyon insan, yüzyıllar boyu, itile kakıla
sıkıştırıla kovula kanlar dökülerek kıyam şiddet görerek yerlerinden
yurtlarından sürgün edilmiş. Urallar Arallar Hazarlar Pers ülkeleri derken Anadolu’ya
bir avuç insan olarak ulaşmış ve yerleşmişler. Yıllar boyu Şaman ritüelleri ile
yaşayan, şaman inancında olan bu topluluklar İslam dini ile karşılaşmalarında
dönüştürücü bir rol oynamışlar. Şamanizm’in şifa ve denge rolünü, tasavvufun
tevhid ve ahlak diliyle harmanlayıp yolculuklarında Horasan Erenleri olarak İslam
coğrafyasında çok önemli bir yer bulmuşlardır.
Benim babam Erzincan iline bağlı Kemaliye doğumlu Mustafa
Kemal Noyan.
Ruhları şad olsun. Emanetlerini sevgi ile kabul ediyorum.
Hepsinin yüreğimde sevgi ile yeri mevcut. Yaşadıkları acılar geçtikleri
zorluklar onlara ait. Onların cesur yürekleri keskin zekaları yaratım
kabiliyetleri beni bu günlere getirdi. Yaşam onlardan bana akıyor.
Teşekkürler.
İris Pala
Ocak.2026 / Bodrum
Tasavvuf yaşanan bir hal yürünen bir yol
Hepimizin geçmişinden sesini duyurmak isteyen, zamanda saklanmış, bu günümüze emanet, bize miras, köklü aile hikayelerimiz var..
Bu yazımı bu gün adını yeni öğrendiğim Dilistan Hatuna atfetmek istiyorum. Meral teyzeme bu ve bunun gibi çok heyecan veren bilgileri bana aktardığı için sonsuz sevgiyle teşekkürler ediyorum. Varlığı desteği sevgisi ve beni kucaklaması ile hep yanımda oldu.
Dilistan Hatun, yıllarca önce, Osmanlı'nın bir döneminde Kafkas ülkesinden devşirilerek saraya getirilmiş, güçlü yetenekli akıllı becerikli güzel yaratıcı dişi anne kadınlardan. Acıların zorlukların içinden geçmiş ancak başarmış kadınlardan bir kadın. Soyu sevgisi akmış, bu günlere biz ailesine, özellikle biz dişi hatun kadınlara kadar ulaşmış. Bu Gizli bağ Bu Sessiz miras Bu gün görülebildi ise Dilistan Hatun'u onurlandırmak şansını kabul etmek isterim.
Dilistan isminin anlamını da paylaşmak istiyorum;
Dil; Gönül istan; yer ülke diyar
Dilistan; insanın gönlünde kurduğu iç ülke, kalbin konuştuğu mahal.
!''Ben, aklı değil, Dilistan'ın yolcusuyum'' dermiş sûfi'ler.
Bu yazının ortaya çıkması, son dizim buluşmamızda, Feride‘nin alanında gerçekleşti;
Büyük salondayız. Kalabalık gurup.
Çok bildik ana / dişi / atalar soyu. Annesi olarak temsile geldim. Alanda kızım ve benden başka kimse yok. Alan yeni açılıyor, henüz kimse temsil almamış herkes yerinde oturuyor. Anne olarak dikkatim müthiş açık ve herkesi çocuğum sanıyorum. Geriye baktığımda da sanki bütün anneler tüm geçmiş benim üstümde, hepsinden adeta ben sorumluyum. Büyük mesuliyet çok iş ağır hayat her şey nefes nefese. İlk annem alana geldi yani anane. Anane de donuk yaşamda yok. Yine her şey benim üstüme kaldı. Alan ilerledi başka temsiller başka olaylar alana geldi. Odak benden uzaklaştı. Zaman geçti. Tekrar bana dönüldüğünde bi karışıklıkla bana anane dendi ben de üstlendim ama az sonra bi farkındalıkla anane değil de anne olduğum anlaşılınca benim için ilk mucize gerçekleşti… ben herkesin annesi değildim, benim de bir annem vardı ve bireylerden ayrışmıştım. Ne kadar rahatladım anlatamam, yükün büyük bir kısmı üstümden kalkmış ben ayrışmıştım.
Alan devam etti. Artık anne temsilinde seyirci
konumundaydım. Anneler alana geldi. Farklı konumlarda farklı hallerde kadın
atalar dişi arkeler alanı doldurmaya başladı. Her biri yerini aldıkça ben
hafifliyor onlara hayranlığım artıyordu. Şaman atalar alanı doldurdu acılarını
sevgilerini ritüellerini yaptılar, çığlıklar atıldı. Kırımlı kadınlar Müslümanlar
gayrimüslimler Hristiyanlar Türkler yabancılar ölmüşler zorda kalanlar kayıplar
çocuklar acılar alanı doldurdu.
Tüm yaşananlar alanda açıldı. Salonun rabıta tahtalarına
yayıldı. Gerçekler tek tek görüldü. Hissedildi. Ve ben anne temsili olarak
hepsinden ayrışırken aslında ne kadar güçlü bir bağ ile sonsuz derin bir sevgi
ile onlara bağlı olduğumu hissettim. Hayret içinde olanları anlamaya çalışırken
içim inanılmaz bir sevinç ile doldu. Yaşadıkları hayat, yaşamı, soyu bize bugüne
akıtabilmişlerdi. Başarmıştılar, başarmıştık. İçimde inanılmaz saygı uyandı. Ve
her bir annemi her bir atamı her bir yaşananı gönülden onurlandırmanın önemini
kavradım. Ruhları şad olsun.
Yerimi almaya başladım. Yavaş yavaş hepimiz sevgimize
onurumuza sahip çıkarak, yaşadıklarımızı kabule gelerek, kaderimize saygı
duyarak, alanda sistemde yerimizi almaya başladık. Hepimiz desteğimizi arkamıza
alabildik.
Sona gelmiştik. Anne kız sarılmak üzereydik. Feride dedi ki,
anne hakkını helal ederse eğer kızına soya bolluk bereket sevgi gani gani
akarmış. Benim hakkım kızıma helal olsun. Tüm annelerin hakkı tüm kızlara
oğullara soylara helal olsun.
Şu an, çok hâkim olmasam da kulağıma çalınan aklıma gelen tasavvuf
ile ilgili bir bilgiden söz etmek istiyorum. Tasavvuf da insan olma yolunda mertebelerden
söz ederler. Olmaya olgunluğa yani kemale giden yolda râziye ve marziyye
makamlarından söz ederler. Ben senden razıyım, sen de benden razı mısın sorusu kendinden
bir üst makamdakinin rızasını alma çağrısıdır. Rabbin kulundan razı olması manasındadır.
Tüm sistemin alanda salonun rabıta tahtaları üstüne
yayılması, olanın açığa çıkmasıyla onurlandırılması ve hepimizin birbirinden
razı olması adeta bir arınma ritüeli gibiydi…
Teşekkürler Feride. Teşekkürler alan arkadaşlarım.
Şükür olana..
İris Pala
4.ocak.2026 / Bodrum