12 Nisan 2026 Pazar

HÜTHÜT

 

 

Kuşlar bir araya toplanmışlardır. Kendilerini huzursuz ve eksik hissetmektedirler. Bir hükümranlarının olması gerektiğini kendi aralarında konuşurlar. Aralarından en bilge olan Hüthüt çıkar ve şöyle der; ‘’ sizin gerçek hükümranınız Simurg’ dur. Ama ona ulaşmak için çok uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkmanız gereklidir’’

 

Hüdhüd diye Kur’an da adı geçen bu kuş Hz. Süleyman ile Belkıs arasında elçilik yapar. Gizli yer altı sularını bulabilir sadakat rehberlik bilgi ve ilahi mesajın taşıyıcısı olarak bilinen özel bir kuştur. Tasavvufta mürşid-i kamili, edebiyatta ise bilgeliği, yol göstericiliği ve hakikat arayışının temsilcisidir.

 

Kuşlar yola çıkar. Ama bu yol sıradan bir yol değildir. Aşmaları gereken 7 vadi vardır. Ve her vadi içsel bir dönüşümü temsil eder.

 

İlk vadi istek vadisidir.  Arayış burada başlar. Yolun başını temsil eder. Ancak gerçekten istemek gereklidir. Yüzeysel bir merak değil, içten gelen bir çağrı olmalıdır. Hayatımda bir şeyler eksik. Dış dünyadaki hiçbir şey beni doyurmuyor gibi.. Burada konfor alanı sarsılır, sorular başlar ve arayış doğar. İstek zayıfsa kişi hemen geri döner.

 

İkinci vadi aşk vadisidir. Burada akıl geri çekilir kalp öne çıkar. Ancak tehlikelidir zordur yakıcıdır. Mantık anlamaz planlar bozulur kontrol kaybolur. Eski kimlikler çözülmeye başlar tutunulan şeyler bırakılmaya başlar. Ben çatlar. Korku başlar.

 

Üçüncü vadi bilgi vadisi diye geçer. İdrak için alan açılır. Her şeyin farklı bir yüzü olduğu anlaşılır. Hakikat tek bir kalıba sığmamaktadır. Doğru denen görecelidir. İçe dönüşe bir davet gelir. Sezgi açılır.

 

Dördüncü istiğna vadisi, bağımsızlık ve vaz geçişin vadisidir. Dış bağımlılıklar bırakılmaktadır. Onay ihtiyacı, sahip olma arzusu yitirilir. İçsel doyum artar ve hiçbir şeye muhtaç olmama hali başlar.

 

Beşinci vadi birlik / tevhid vadisidir. Her şey birdir. Sen ben ayrımı çözülür. İkilikler yumuşar. En kritik çözülme noktasıdır. Kişi artık hayata karşı değil hayatla birlikte akmaya başlar. Zihnin bunu kavraması zor olabilir.

 

Altıncı hayret vadisi, zihnin tamamen yetersiz kaldığı yerdir. Tanımlar çöker. Derin bir bilinmezlik haline geçilir. Bu bilinmezlik hali bir boşluk değil, canlı titreşen bir bilinmezliktir. Bu derin bilinmezlik içinde kalmak hayret hissinin en doruk düzeyidir. Bilmeden var olma öğrenilir.

 

Yedici yokluk vadisi, fenâ vadisi diye geçer. Benliğin tamamen eridiği yerdir. Kişi kendini bütünün parçası değil bizzat bütün olarak hisseder. Bu yok olmak değildir gerçek varoluşa geçiştir. Sonuçta Simurg’a varmak, kendinde yok olup hakikatte var olmaktır.

 

Kuşlar bu uzun ve zorlu yolculukta geçerler ve Simurg’a ulaşmaya çalışırlar. En sonunda sadece 30 kuş bu yolu geçmeyi başarabilir. Ve onlar Simurg’ a ulaştıklarında huzurlarında bir varlık bulamazlar. Bunun yerine bir ayna görürler ve baktıklarında kendileri ile karşılaşırlar. Si Farsçada 30 demekmiş Murg da kuş.. Yani aradıkları aslında kendileri imiş. Hikâye de şu şekilde bağlanır; aranan hakikat dışarda değildir ve yolculuk arayanı dönüştürmek için yapılır. Sonunda ‘’ ben ‘’ sandığın çözülür ve birlik / vahdet idrak edilir. Arayan da arananda yol da sensindir.

Ve hikâye şöyle tamamlanır, Simurg’ u arayanlar Simurg’ un kendisi olurlar.

 

Gökten üç elma düşsün mü…

 

 

İris Pala

Nisan. 2026




 [ip1]

10 Mart 2026 Salı

AA AB BA BB

 


 

Anneannem; simsiyah. Upuzun. Tatlı bi tebessümlü bembeyaz yüzü var. Kısık içe kaçmış gözleri ile bana bakıyor. Sessiz. Yumuşak. İçten. Uzun kemik bir burun. Sivri çene. Siyah kıyafetin altındaki ayakları ondanda koyu kahverengi nemli toprağa basmış. Kafkasların nemli toprakları. Yukarı doğru en koyu lacivertten en koyu yeşile doğru uzayıp giden, uçuk mavi ince gökyüzüne buluşan, Kafkasların rutubetli nemli ürkünç ormanları. Sağ yanında beyaz kurt köpeği gözleri mavi, sol yanında gözleri kahverengi alacalı boz sarı turuncu kurt köpeği. Ananeme koşarak sarılmak istiyorum. Ancak çok yavaşça yanına gidiyorum ve usulca bacağına sarılıyorum. Elleri başımı okşuyor.

 

Annebabam; muzip. Güler yüzlü. Yuvarlak gözler, yuvarlak surat, yuvarlak dazlak kafa. Bi var bi yok. Masal gibi. Osmanlı derebeylik sokakları. Parke taşlar, sarı taş örülü duvarlar, tahta kapılar, demir kapı tokmakları. Kemerli sokaklar tahta cumbalı evler. Soğanlı yahnili yemek kokusu. Şu köşe başından annebabam bana sesleniyor. Hoop ben gidene kadar diğer tarafa zıplamış. Bi arkamda bi önde orda şurada burada.. Gülüyorum.

 

Babaannem; hiç tanımıyorum ki. Görünce çok şaşırdım. Tahminimden daha da yapılı. Sağlam. İri kemikli. Yuvarlak yüzüne kocaman gözler çok yakışmış. İri elmacık kemikleri var. Başına bezleri kumaşları sarmışta sarmış. Gözler yeşil. Saçları bilemedim, açık kumral acaba kızıla mı kaçık. Kat kat etekler gömlekler giymiş. Bir de yelek. Hafif kumaşlar hepsi de uçuk toprak rengi, bozkır sarısı gibi. Asya esintisi. Sessiz bir tebessümü var. Benim başımın üstünden uzaklara ufuklara bakıyor.

 

Babababam; hiç görmedim. Tanışmıyoruz. Bu kadar yakışıklı olduğunu bilmiyordum. İnce uzun yapılı. Üzerinde Atatürk devrim takım elbisesi var. Gri füme ceket pantolon fötr şapka. Yeşil göz. Anadolu Asya Horasan.


 

İris

Mart. 2026. Bodrum




7 Mart 2026 Cumartesi

Tohumun Neşesi

 



Tohumun neşesi. Tohumla buluşan bir damla yağmurun keyfi. Yüzyıllar sonra bir anda çözülen mühür. Bize gelen nimet. Önümüze açılan macera yepyeni bir yol. Peki ya Başarıyı nasıl tanımlamak istersiniz.

 

Çocukluk hikayemi anlatmak istiyorum.

İlkokula başladığım ilk gün. Yaşım herkesten ufak. Kendimde. Okul nerededir nedir, okumak ne demek içimde bilinmezliğin, saflığın neşesi. Tahta sıralara oturtuluyoruz. En önde oturmak benim için çok uygun. Okumayı bilenler el kaldırsın. Okumak neyse. Hepimizin önünde bir kitap Ali / top / tut / at / okul / gel / koş. Hepsi aferin. El kaldırayım, benim hazinemde daha güzel kelimeler var, hepsininkinden daha güzel. Olağan üstü kelimelerimi sıraladım. Yaşasın çok güzel oldu. Bana da aferin? Seninki olmadı! Aaa cevap beynimde patladı. Şok. Hahaaaa Pılımıpırtımı toplar giderim ben. En arka sıraya. Sıcacık paltoların arasında kaybolurum. Bana ne yaptınız. Ağzıma sözlerime kelimelerime mühür koyarsanız ben de ellerimi gözlerimi renklerimi hayallerimi kullanırım. Pılımpırtımı açarım şahane renkli kalemlerim mavilerim morlarım yeşillerim sarılarım pembelerim kahverengi yaptıkça değişen farklılaşan fırıl fırıl dönen başka başka renkler, büyüyen şekilden şekle giren çizgiler desenler resimler sürprizler dolu dolu kağıtlar, hepsi benimle. Hayalden hayale koşan oyun oynayan güzellikler. Sonsuza dek bitmeyecek maceralar her an yeni bir yol yeni bir heyecan. Ben de çizer boyar rengarenklerle doldururum hayatımı. İrisin neşesi.

Günler aylar geçiyormuş. Okula gidip geliyorum. Herkes okuma öğreniyormuş. Kırmızı kurdele takalım oluyormuş, falan filan hiç ilgim alakam yok. Ayrıca sömestr tatili olacakmış. Öncesinde de karne alınıyormuş. Ne demekse..? benim karnem baştan sona zayıf. Resim pekiyi. Öğretmenin anneme beni hakkımda ki düşünceleri ise; kızınız da maalesef zekâ geriliği var ancak üzülmeyin çok güzel resim yapıyor.

Bu sefer annem şok. Psikologlar testler IQ puanlamaları.. Benim için çok keyifli süreçler. Çünkü duvardan duvara yumuşacık halısı olan kocaman salonlara bırakılıyorum. Görmediğim bilmediğim oyuncaklar yine rengarenk kalemler yazısı olmayan resimli kitaplar benimle tatlı tatlı ilgilenen ablalar öğretmenler sorular cevaplar. Ne aferin var ne de senin ki olmadı. İrisin neşesi yerinde. Sonuç da güzel. Annemin de içi rahatlamış memnun.  Onunda neşesi iyi.

Sonra neler oluyor. Yeni bir ilkokul. Yeni çocuklar, arkadaşlar. Yeni sınıf yeni öğretmen. Ama asıl öğretmen annem evde. Arayı kapatmam lazım biraz büyümem lazım. Uyum sağlamam lazım. Yavaş yavaş başarı kodlarım oluşuyor. Dersleri iyi yeni arkadaşlarla iyi doğum günleri var biraz politik havalar esiyor evde nede olsa Ankara ‘da yaşıyoruz. Hayat böyle bir şeymiş akıp gidiyor. Bunları hepsi aslında bana uzak ama uyumlu mış gibi yapıyorum. Başarılıyım. Uyum konusunda da başarılıyım derslerimde de başarılıyım. Ne zaman benle buluşuyorum, Yollarda yürürken doğada kaybolurken ve resim yaparken. Bir belki iki kız arkadaşım var onlarla oyun oynuyorum ufak sırlar paylaşıyorum yani kafa dengi..

Üniversite. Eğitimde ki başarım her geçen gün artmış. Diş hekimliği fakültesi üstelik Hacettepe. Üçüncü sınıftı sanırım bir sınava doğru gidiyoruz. Yanımda oyun oynar gibi ders çalıştığım başarılara başarı kattığım kız arkadaşım. Şimdiye kadar kilerin içinde en kafa dengim. Parktan geçiyoruz. Şemsiye modeli bodur dut ağacı. Altına girersen kimse seni görmez kimse seni fark edemez. Bahar yeni gelmiş. Dutlar alabildiğince güzel ve mor mor krimzon alizarin sulu sulu. Altındayız. Dutlar mükemmel. Zaman yok. Yaşam tatlı. Süre bilinmez. Vakti gelince çıkarsın okul yolundan fakülteye ulaşırsın. Yine kendinden  emin amfiye girer ilerlersin.. Hooop diye bir ses. Hocadan. Siz nereye? Sınav bitmek üzere! Geri dönüp çıktığımızda yine parka gidip oturduğumuzda bu sefer başardım diye hissettim. İşte ben. Ben olabilirim. Başarı tanımımı yeniden yapabilirim.

Bundan sonra ki iş aş evlilik sanat sosyete yaşam hayatımı anlatmıyorum. Benzer döngüler kalıplar mühür koymalar mühür kırmalar.

Ama Artık biliyorum.

Mühürlenmiş tohum gözünü açıp başını çıkarabilir neşesini bulmak için yağmur damlasını bekleyebilir. Her zaman yeni yollara yeni maceralara açılabilir. Nimetlerine teşekkür edebilir. Neşesini hep hissedebilir.

 

 

İris Pala

Mart. 2026 Bodrum



2 Şubat 2026 Pazartesi

Tohum

 


 

Bir minik tohum. Benimle birlikte olan. Rengi krimzon alizarin. Parmak ucumdan da küçük. Biliyorum bir gün onunda içi açılacak ve etrafa binlerce onbinlerce milyonlarca tohum saçılacak. Neden mi, çünkü onlar beyaz ama kemik beyazı. Mis kokulu. Cıvıl cıvıl.

Peki ben o tohumu nerde buldum dersiniz. Koyu kahverengi tamtamına kızıl kahverengi yumuşak bir toprağın içinden. Önüme bakarak çok yavaş bir şekilde yürüyordum. Rahvan. Arada durup ellerimle avuç içlerimle nemli mis kokulu toprağı elliyordum. Evet işte orda tam önümde gözlerime bakarken yakalandım. Mutlu olmuştuk. Rüyalardan çıkıp bana gelmişti. Avcumun içine koynuma yerleşmişti. Artık beraberdik.

Yıllarca yüzyıllarca birlikte olduk. Dağ taş yol bayır köy şehir orman nehir yürüdük. Kah yorulduk kah acıktık. Her şey hayata dair di. Güldük ağladık kavuştuk dans ettik. Dost olduk dost buluştuk yollara yollarımıza gittik ayrıldık. Vakti zamanı gelince hani vakt-ı kerahat zuhur bulunca tohumumun dış kabuğu artık iyice kurudu ve içi içine sığmaz oldu ve çatladı. Çat.

Ne oldu beğenirsiniz, onca noktacık onca ışık onca huzme ortalığa yayıldı. Pırıl pırıl göz alabildiğine göz kamaştıran ışıkcıklar. Ufukları aştılar tepeleri geçtiler bulutları uçtular ve sonsuzluğa doğru yayıldılar. Sonra ne oldu bilir misiniz, her biri tek tek yavaş yavaş geri gelmeye başladılar. Birer gökkuşağı olmuşlardı. Bana yönelmişlerdi. Göğsümü açmam gerekti. Nefesimi tutmamam. Gülümsemem.

Sen de gülümse çünkü o gökkuşağı renklerinden biri de sensin.


İris Pala

Şubat.2026. Bodrum



 

22 Ocak 2026 Perşembe

Baba Atalarım

 


Benim Baba soyumun ataları Asya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarından geliyor. Binlerce milyon insan, yüzyıllar boyu, itile kakıla sıkıştırıla kovula kanlar dökülerek kıyam şiddet görerek yerlerinden yurtlarından sürgün edilmiş. Urallar Arallar Hazarlar Pers ülkeleri derken Anadolu’ya bir avuç insan olarak ulaşmış ve yerleşmişler. Yıllar boyu Şaman ritüelleri ile yaşayan, şaman inancında olan bu topluluklar İslam dini ile karşılaşmalarında dönüştürücü bir rol oynamışlar. Şamanizm’in şifa ve denge rolünü, tasavvufun tevhid ve ahlak diliyle harmanlayıp yolculuklarında Horasan Erenleri olarak İslam coğrafyasında çok önemli bir yer bulmuşlardır.

Benim babam Erzincan iline bağlı Kemaliye doğumlu Mustafa Kemal Noyan.

Ruhları şad olsun. Emanetlerini sevgi ile kabul ediyorum. Hepsinin yüreğimde sevgi ile yeri mevcut. Yaşadıkları acılar geçtikleri zorluklar onlara ait. Onların cesur yürekleri keskin zekaları yaratım kabiliyetleri beni bu günlere getirdi. Yaşam onlardan bana akıyor.

Teşekkürler.


İris Pala

Ocak.2026 / Bodrum 

 

Tasavvuf yaşanan bir hal yürünen bir yol




6 Ocak 2026 Salı

Zamanda Gizli Mucize



Hepimizin geçmişinden sesini duyurmak isteyen, zamanda saklanmış, bu günümüze emanet, bize miras, köklü aile hikayelerimiz var..

Bu yazımı bu gün adını yeni öğrendiğim Dilistan Hatuna atfetmek istiyorum. Meral teyzeme bu ve bunun gibi çok heyecan veren bilgileri bana aktardığı için sonsuz sevgiyle teşekkürler ediyorum. Varlığı desteği sevgisi ve beni kucaklaması ile hep yanımda oldu.

Dilistan Hatun, yıllarca önce, Osmanlı'nın bir döneminde Kafkas ülkesinden devşirilerek saraya getirilmiş, güçlü yetenekli akıllı becerikli güzel yaratıcı dişi anne kadınlardan. Acıların zorlukların içinden geçmiş ancak başarmış kadınlardan bir kadın. Soyu sevgisi akmış, bu günlere biz ailesine, özellikle biz dişi hatun kadınlara kadar ulaşmış. Bu Gizli bağ Bu Sessiz miras Bu gün görülebildi ise Dilistan Hatun'u onurlandırmak şansını kabul etmek isterim.

Dilistan isminin anlamını da paylaşmak istiyorum; 

Dil; Gönül   istan; yer ülke diyar

Dilistan; insanın gönlünde kurduğu iç ülke, kalbin konuştuğu mahal.

!''Ben, aklı değil, Dilistan'ın yolcusuyum'' dermiş sûfi'ler.




Bu yazının ortaya çıkması, son dizim buluşmamızda, Feride‘nin alanında gerçekleşti;

Büyük salondayız. Kalabalık gurup.

Çok bildik ana / dişi / atalar soyu. Annesi olarak temsile geldim. Alanda kızım ve benden başka kimse yok. Alan yeni açılıyor, henüz kimse temsil almamış herkes yerinde oturuyor. Anne olarak dikkatim müthiş açık ve herkesi çocuğum sanıyorum. Geriye baktığımda da sanki bütün anneler tüm geçmiş benim üstümde, hepsinden adeta ben sorumluyum. Büyük mesuliyet çok iş ağır hayat her şey nefes nefese. İlk annem alana geldi yani anane. Anane de donuk yaşamda yok. Yine her şey benim üstüme kaldı. Alan ilerledi başka temsiller başka olaylar alana geldi. Odak benden uzaklaştı. Zaman geçti. Tekrar bana dönüldüğünde bi karışıklıkla bana anane dendi ben de üstlendim ama az sonra bi farkındalıkla anane değil de anne olduğum anlaşılınca benim için ilk mucize gerçekleşti… ben herkesin annesi değildim, benim de bir annem vardı ve bireylerden ayrışmıştım. Ne kadar rahatladım anlatamam, yükün büyük bir kısmı üstümden kalkmış ben ayrışmıştım.

Alan devam etti. Artık anne temsilinde seyirci konumundaydım. Anneler alana geldi. Farklı konumlarda farklı hallerde kadın atalar dişi arkeler alanı doldurmaya başladı. Her biri yerini aldıkça ben hafifliyor onlara hayranlığım artıyordu. Şaman atalar alanı doldurdu acılarını sevgilerini ritüellerini yaptılar, çığlıklar atıldı. Kırımlı kadınlar Müslümanlar gayrimüslimler Hristiyanlar Türkler yabancılar ölmüşler zorda kalanlar kayıplar çocuklar acılar alanı doldurdu.

Tüm yaşananlar alanda açıldı. Salonun rabıta tahtalarına yayıldı. Gerçekler tek tek görüldü. Hissedildi. Ve ben anne temsili olarak hepsinden ayrışırken aslında ne kadar güçlü bir bağ ile sonsuz derin bir sevgi ile onlara bağlı olduğumu hissettim. Hayret içinde olanları anlamaya çalışırken içim inanılmaz bir sevinç ile doldu. Yaşadıkları hayat, yaşamı, soyu bize bugüne akıtabilmişlerdi. Başarmıştılar, başarmıştık. İçimde inanılmaz saygı uyandı. Ve her bir annemi her bir atamı her bir yaşananı gönülden onurlandırmanın önemini kavradım. Ruhları şad olsun.

Yerimi almaya başladım. Yavaş yavaş hepimiz sevgimize onurumuza sahip çıkarak, yaşadıklarımızı kabule gelerek, kaderimize saygı duyarak, alanda sistemde yerimizi almaya başladık. Hepimiz desteğimizi arkamıza alabildik.

Sona gelmiştik. Anne kız sarılmak üzereydik. Feride dedi ki, anne hakkını helal ederse eğer kızına soya bolluk bereket sevgi gani gani akarmış. Benim hakkım kızıma helal olsun. Tüm annelerin hakkı tüm kızlara oğullara soylara helal olsun.

Şu an, çok hâkim olmasam da kulağıma çalınan aklıma gelen tasavvuf ile ilgili bir bilgiden söz etmek istiyorum.  Tasavvuf da insan olma yolunda mertebelerden söz ederler. Olmaya olgunluğa yani kemale giden yolda râziye ve marziyye makamlarından söz ederler. Ben senden razıyım, sen de benden razı mısın sorusu kendinden bir üst makamdakinin rızasını alma çağrısıdır. Rabbin kulundan razı olması manasındadır.

Tüm sistemin alanda salonun rabıta tahtaları üstüne yayılması, olanın açığa çıkmasıyla onurlandırılması ve hepimizin birbirinden razı olması adeta bir arınma ritüeli gibiydi…

 

Teşekkürler Feride. Teşekkürler alan arkadaşlarım.

Şükür olana..

 

 

İris Pala

4.ocak.2026 / Bodrum



21 Aralık 2025 Pazar

Masal

 


 

Ve Dede masalını anlattı bitirdi..

       Ve torun masalını anlatmaya başladı..

 

Yüzünde sessiz bir tebessüm vardı. Anlattıklarını kulaklarınızla duymuyordunuz ama gözlerinden okuyor yüreğinizden hissediyordunuz.

Mevsimlerden gış dedi.

Günlerden Nartugan.

En ışıksız. En uzun.

 

Küçük torun büyük Ayı’nın inine gidip yanına kıvrılmış. Ayı kocaman sımsıcak gövdesi ile onu sarmış. İri pençeli patisini küçük kalbinin üstüne yerleştirmiş. Dilini uzatıp yaladığı bal ağzının kenarından torunun göz pınarlarına damlamış, oradan da yanaklarından aşağı doğru süzülmüş. Kış uykusuna yatmışlarmış. Bu bir döngünün dönüşüm uykusuymuş.

 

Cas gelince uyanacaklarmış. Renkleneceklermiş. Yeni yetme boynuzları, şefkatli kalbi, kocaman gözleri ile narin mi narin bir ceylan onları karşılamış. Etraf çiçeklenmiş, kediler köpekler inekler yılanlar börtü böcek sesegelmiş. Gökkuşakları rüzgarlar dalgalar kokular elmalar bereket açığa çıkmış. Işık patlamış cezbe her yere hâkim olmuş. Yollarını yönlerini haliyle kaybetmişler.

 

Biraz da yorgun düşmüşler. Biraz da susuz. Otura kalmışlar. Artık mevsim Çay olmuş. Buldukları boynuzdan kana kana su içmişler. Bilmişler ki, bu su hiç tükenmeyecek. Bilmişler ki, bu boynuz sonsuz derelere akarsulara deniz deryalara bağlıymış.

 

İlerde tünelin ucunda bir ışık hüzmesi onları bekliyormuş. Küs gelmekteymiş. Yollarını bulmalı yürümeleri gerekiyormuş. Bu kadar dolandıktan sonra bildiklerini gördüklerini bilgeliye çevirmeleri kolay olmamalıymış. Kurt’un yolları açmasına yön göstermesine ihtiyaçları varmış.

 

Dede beklemekteymiş..



iris pala

22.Aralık.2025 / Bodrum




16 Ekim 2025 Perşembe

Fable Of Hera


Fable of Hera 

Hera sent İris to earth to see out three virtuous and perfectly chaste maidens Who were unsoiled by any dreams of love. 

İris found them, but could not take the back to Olumpus for they had already been seen for to replace the superannuated furies in the infernal regions. 

Hera İris’i yeryüzüne gönderdi; amacı, aşk rüyalarıyla lekelenmemiş, erdemli ve tamamen iffetli üç genç kızı bulmaktı.

İris onları buldu, ancak onları Olimpos’a geri götüremedi; çünkü onlar çoktan yeraltı dünyasında yaşlanan Öfke Tanrıçalarının (Furyaların) yerine zaten seçilmişlerdi.



Kemal Noyan' dan İris' e yazılmış. 2025 ekimde buldum :)



8 Eylül 2025 Pazartesi

İKSİR



Zamanlardan bir zaman, ama öyle bir zaman ki en gerilerde. Kronolojinin matematiğin çalışmadığı bir zaman. Sen ile ben bu zamanları çok iyi hatırlıyoruz. Aynı yerlerde olup olmamamızın hiç bir önemi yok. Ben kuzeylerin koyu karanlık yeşil ve nemli ancak parıltılı ormanlarındanım. Sense başka diyarlardan olabilirsin ve belki de bana oraları anlatabilirsin. Anlat lütfen.  Benim dolaştığım Ormanın içinde sadece ve sadece bu ormana has mavi ufak ışık parıltıları var. Benden başka kimsenin görmediği sihirli ışık parçacıkları. Ben bu ışık pırıltılar yüzünden bu ormandayım. Bu pırıltılar bana cesaret veriyor ve hep benim gözümün önümdeler. Yolumu onları takip ederken bulurum. Deniz yakamozları gibi, orman pırıltıları. Bu ormanda, Ağaçlarının önce gövdelerini görürsün çünkü boyları o kadar uzundur ki dallar ve yapraklar mümkün değil ulaşılamaz göklere temas eder. Köklerinin nerelere gittiğini, nerelere kimlere dokunduğunu mümkün değil bilemezsin. Bu Ormanın kendine has bir kokusu vardır. Nasıl tarif etsem, mor mavi keskin, serin sert bordomsu, içine aldın mı artık kopamayacağın ve seni farklı hallere davet neden cinsten. Hatta bu koku ciğerlerine yapışır ve bir daha asla ayrılamazsın. BU sihirli koku insana asla unutmaması gereken bağlarını hatırlatır ve geçmişin derin izlerini adeta ruhuma işler. Ormanda yürürken çok sessiz olmalısın. Ayağının bastığı her noktaya çok dikkat etmelisin ve adımlarının sesini kulağının tüm hassasiyeti ile dinlemelisin. Gözle görülemeyecek kadar da börtü böcek var. Ben hepsini görüyorum biliyorum ve tanıyorum. Bu bana ait bir yetenek. Başka yeteneklerim de var. Belki yeri gelirse anlatırım. Bu ormanda başka canlılarla da karşılaşırsın. O bölgeye ait sincaplar mesela, senin bildiklerinden çok daha koyu renkteler. O derece hayata bağlılar ki bana cesareti hatırlatırlar. Kuşlar ise tahmininden çok daha fazla. Hepsini tarif etmem mümkün değil. Hepsi renkli. Ama çok renkli. Ayrıca inanılmaz hızlılar, gözünün yakalayabileceğinden çok daha hızlı. Kuşların bu çevik hızlılığı ise bana sonsuzluğa doğru uçabilirim özgürlüğünü anımsatır. Aradan birkaç tanesi ile ben arkadaşım. Kadim arkadaş. Baykuşlar da var. Onlar tamamen ayrı bir tür.  Galiba çok bilgeler. Sürüngenler kemirgenler, otlayan etleyen memeli yumurtlayan ve daha başka başka inanılmaz farklı canlılar yaratıklar burada mevcut. Ben bulunanların çoğunu bilemiyorum. Çünkü başka işlerim de var, mesela otlarla da ilgilenmem gerek. Havanın durumu da çok önemli. Soğuk ne zaman nerden gelecek. Rüzgarın yağmurun durumu. Bu ormana çok kar yağar. Bembeyaz. Güneş ve ayın şekilden şekle girmesine de bakmak lazım. Ve kayan yıldızlar. Niyetlerimi hatırlatan ve içimi sevinçle dolduran. Benim yeteneklerim seni şaşırtacak kadar fazla. Ben çeşit çeşit iksirler yaparım. O iksirlere çeşit çeşit renkler ilave ederim, koku lezzet katarım. Hepsinin gücü etkisi çok farklıdır. Saatler ve saatlerce kocaman kazanımın içinde odun ateşinde iksirim şifasını bulana kadar kaynatırım. Ağır ağır üstünden yükselen dumanını ilk ben içime alırım, aldıkça kendimden geçer esrik rüyalara yüzerim. Sonra o bulutumsu uçuk pembe duman yükselir yayılır önce önüne gelen ilk canlıyı içine alır, sonra bir diğerini sonra yayılır yayılır ve tüm dünyayı hatta tüm evrenleri kapsar. Hiç şüphesiz. Bu aramızda ki iksiri sen de çok iyi tanıyorsun. Esrikliği yaşadın. Yalnız benim önemli bir sözüm, tek bir yeminim var. Bu iksirler sadece ve sadece canlılara iyilik güzellik doğruluk adına etki ederler. Aşk ve sevgi adına çalışırlar. Sadece ve sadece şifa verirler.

 Benim için önemli bir kurt köpek var. Atam. Bembeyaz uzun tüylü, uzun burunlu, minnak dik kulakları var, her yöne döndürebiliyor. Gözleri simsiyah yuvarlak inanılmaz keskin, kapalıyken bile görür. Uzun burnunun ucundaki her daim ıslak iki delikli kara yuvarlak düğme hep hareket halinde, sağ sol yukarı aşağı dönüyor da dönüyor büyüyor küçülüyor şişiyor ama hiç durmuyor. Köpeğimin Uzun bacakları var, kocaman gövdesi ve kocaman ağızı. Hep gülüyor sanabilirsin. Adı Lucy. Kuyruğunu söylemeyi unutuyordum. Muhteşem bir kuyruğu var. Kendisi de bu muhteşemliğinin çok farkında. Taa kilometreler yüzyıllar ötesinden görebilirsin. Oldukça sessizdir, biz bile nasıl anlaşıyoruz, hatta nasıl oluyor da bu kadar iyi anlaşıyoruz şaşıyorum. Eminim ki sen de olsan onunla anlaşırsın. Senin de belki bulunduğun yerde böyle bir atan vardır. Onu da bana anlat.  Ayrıca ne yersin ne içersin, nerede yaşarsın. Benim burada bir kulübem var. Sıcacık. Kendi halinde. İstediğin kadar misafir eş dost arkadaş ağırlayabilir. Beklerim. Lütfen gel. Çok ayrılık olmasın.

 

 

İris Pala

Bodrum. Eylül 2025



4 Temmuz 2025 Cuma

Gibi

 


Burası bilinç dışının kendini gösterdiği bir alan. Fenomenolojik. Zaman ve mekan yok. Ne kadar çok bu alanda bulunursan o kadar çok kendi görünmeyen yani absurd tarafınla buluşursun.

Samanyolunun evrene giriş kapısı. Karadelik hepimizin geldiği yer. Tüm potansiyelin kaosdan kosmosa dönüştüğü an. Kendi sonsuzluğunda ki nokta. 

Gibi…

 

This is a place where the unconscious shows itself. It's phenomenological. There is no time and space. The more you are in this area, the more you meet your unseen, absurd side. 

The entrance of the Milky Way to the universe. A black hole is where we all come from. The moment when all your potential turns from chaos into cosmos. A point in your own infinity. 

Something like ..


iris 




27 Haziran 2025 Cuma

Sistemik Dizim Çalışmalarında İris Pala / Destek Grup

 

 



Bilen alanda çalışıyoruz. Sistemi anlama gayreti içindeyiz. Bu alanı ve sistemi anlamak daha doğrusu zihinle mantıkla çözmek aslında pek mümkün değil. Fenomenolojik diyoruz yani alanda açığa çıkanlara dikkatimizi veriyoruz. Nerede bir sıkışma sıkıntı tıkanıklık yani yoğun enerji girdabı varsa orayı rahatlatmaya yöneliyoruz. Tabii ki sisteme dair yasalar var teorik olarak bilmemiz gerekiyor, ancak sürekli alanda olmak yani tecrübe bu işin olmazsa olmazı. Çünkü sezgiler içsel duyumsamalar çok değerli. Bazen yaptığımız iş karanlıkta karayı aramaya benzeyebiliyor. Temsiller duygular beden duyumsamaları düşünceler gölgeler hikayeler mitler arketipler ritüeller objeler ikonlar ve daha bir sürü yaşama dair her ne varsa alanda duruma göre yerlerini buluyor.

İlişkiler yaşamımızda çok önemli. Hayatta kendimizden başlayarak ilişki içerisinde olmadığımız hiçbir şey yok. Ve de en zorlandığımız konu bu.

İşte alan bunu bize açıyor. İşin aslı enerji ile çalışıyoruz, frekans diyebiliriz yani ruhumuz bedenimiz ve tüm çevremiz. İçinde yaşadığımız yüzdüğümüz belki de oyunlar oynadığımız dans ettiğimiz her yer. Ama gerçek şu ki bizim kendimizin yarattığı ve tamamen bize ait bir evren. Var gel biraz da sen oyalan dünyası.

Kolay değiller hatta çok zorlar dünyası. Kolaylaştırmaya çalışıyoruz. Genelde de bizim gibilere alanda kolaylaştırıcı deniliyor.

Ben de bu alan için bir kolaylaştırıcıyım. Olabildiğince sessizliği tercih ediyorum. Geride kalmak sessizliğin içinden enerjiyi yumuşatmak benim tercih ettiğim yöntem.

Hepimizin çok fazla anlayışa sevgiye şefkate birlikte dişi bilgeliğimizi açığa çıkarmaya ihtiyacı var. Yeteneklerimizi beraberce yaşamaya, değerlerimize sahip çıkmaya ihtiyacı var. Güzellikleri hak ediyoruz. Gelin hep beraber bilen alanda çalışalım, bunları açığa çıkartalım gerçekleştirelim.

 

Ben Diş Hekimiyim, aynı zamanda ressamım. Seramik heykeller yapıyorum.

 

Bu alanda ki eğitimlerim //

Seda Rodop ve Yishai Gaster The constellation okulu / Aile Dizimi eğitimi

Nir Esterman / Gölge Konstelasyon eğitimi

Seda Rodop / Aile Dizimi Parçalar ve Somatik travma eğitimi (devam ediyor)

Feride Gürsoy / Travma Fizyolojisi

Feride Gürsoy / Duyguların Fizyolojisi / sen ve ben

Feride Gürsoy / Sistemik Dizim ve Kollektif travma

Zeynep Aksoy / Yoga temel seviye

Mey Elbi / Vinyasa Yoga

Berivan Aslan Sungur / Yin Yoga

Nur sakallı / hamile yogası

Figen Demir / TRE çalışması

Mustafa Kartal / Nefes koçluğu

Ulli Allmendinger / Ayurvedik beslenme



İris Pala

Bodrum. 2025



14 Mayıs 2025 Çarşamba

Alan / Mehtap

 


Toprak gibiydi;

Köklerin burda dedi,

Benden geldin bana döneceksin dedi,

Git dedi, tecrübelerini yaşa ve geri gel,

Özlem bende, bekliyorum seni dedi.

 

Ruh gibiydi;

Sadeleş dedi,

İlişki kur,

Anlaş,

Birlik ol,

Dedi.

 

Tanrı gibiydi;

Ben olan ben var dedi,

İç dem şarabımdan,

Aşk ol dedi.

 

Arada ayna vardı,

Bak bana dedi,

Göreceksin gerçekleri

Ulaşabilirsin hakikate

 

Ben sadece uyum istiyorum dedi

Belki de düzen

Harmoni

Müzik gibi

 

Benden bana

 

Türkülerim vardı alanda

Bir de Ermişlerim



Mayıs.2025

15 Nisan 2025 Salı

OMPHALOS

 


 

Kaotik ve girdap

 

İnsan ve ben

 

Kaos

Düzen

Karmaşık

Yarık

Harmoni

Hakikat

 

An

 

Tam da durduğun yer

Merkezin

Ayağını bas

Belki de an

Bulunduğun an

Kapsamak

Sen neredesin

Ve ben

Kendi girdabında

Kendi girdabının merkezinde

Kendi anında

Kendi gerçeğinde

Başka bir girdap

Başka bir an

Başka bir gerçek

 

An

 

Omphalos taşı

Göbek

Merkez

 

Delphi tapınağında tam ortada

Dünyanın tam ortasının bulunması için

Gönderilen taş

Zeus göndermiş

İki şahin ile

Belki de kartal

Tam ortayı bulmak için

 

İtidal

 

Kehanet ve ilahi bilgi arayışı için

Zeus tanrı

Taş tanrının gönderdiği

Tanrının dünyaya bağı

Taş

Göbek

İnsanların ilahi olana bağı

Biraz yaşam

Biraz şans

Biraz kader

 

Adalet

 

Biraz kendini bulma

Biraz gerçeğini

Hakikate yaklaşma

Hatırlama

 

Omphalos

 

Prima materia

Saf ilk

Merkez

Dünyada

Dünyanın merkezi

Merkezde kendini inşaa eden insan

Tanrının indirdiği taştan

 

Hegel

 

Bir filozof

Taşı yonta yonta

Kendi taşını

 

İnsan

 

Yer yüzüyle gök yüzü arasında

 

 

 

 

İris Pala

Nisan / 2025



23 Mart 2025 Pazar

Şaman Kadın veya Sır

 


Kadın şaman temsili

 

Aile dizimlerinde biliyorsunuz ki temsiller alıyoruz. Alan dayım ve bir kadın temsilindeyim.

Birkaç tane çocuğu olan bir anne. En sevdiği en tatlı ve en yakın bulduğu küçük kız çocuğum önümde. Gözlerine bakamıyorum. İçime ondan sevgi akacak, benim duygularımı hissetmeme neden olacak diye ödüm kopuyor. Çünkü kafam karışık, kaybolmuşum. Şaşkın hareketsiz kalakalmışım. O tatlı kız yavrumla göz göze geliyor gibi olursam hemen gözlerimi kaçırıyorum. Bakamam. Korkuyorum ya o tatlı sevgi dolu bakışlar beni eritirse ya beni içine alırsa ya hissedersem, duygularıma temas edersem, ya içimde ki en derinimde ki o yakıcı acı açığa çıkarsa.. nolurum ki.. korkuyorum.. Hem de çok..

Önüme bakıyorum. Önümde bir sürü objeler var. Boş boş onlardayım. Arada gözüm o küçük kızın sevecen gözlerine kayıyor. Öte az ilerde ergen asi bir kız çocuğum daha var. Bana avaz avaz bağırıyor. Sen bizi görüyor musun, hiç gördün mü, beni görüyor musun..!! Kahroluyorum. Hele o bana kafa tutanı hiç göremem ben kendimi göremiyorum ki onu görebileyim. Kafam boş içim boş duygularım yok. Boşalmışım. Boşaltmışım. Her şey boş her şey nafile. Yapamıyorum. Başlıyorum önümdeki objeleri düzenlemeye. Oraya buraya düzenle düzelt düzenle. Çok mu güzeller. Hele bir tanesi.. Mükemmel galiba. Sır gibi. Su gibi. Rengi var, su mavisi. Kalbi var, Şeffaf. Onu bildiğimi gördüğümü kimseye söyleyemem. O içimi ısıtıyor. Ama bana saklı. Sır dedim ya.

Bir de o minik sevgi dolu yalvaran bakışlar.

Sevgi dolu bakışlar ve birbirinden güzel objeler ve bir adet sır.. Buluşuyorlar. Birbirlerini buluyorlar birbirlerine karışıyorlar ve dönüyorlar girdap gibi yoksa bir vorteks evet bir vorteks oluştu. Hep beraber içinden geçiyoruz. Zaman çok başka bir yerde kaldı. Mekan ben. Elimde önümde etrafımda bir sürü objeler var. Yıldızlar güneşler aylar neptünler kraterler volkanlar akarsular var. Sincaplar kelebekler insanlar var. İyilikler karanlıklar elmalar güzeller var. Dans edelim.

Dans ediyoruz. Şamanik. En doğal halimizdeyiz. Toprak ve biz. Ayaklarımız çıplak. Bedenimiz bütün. Gökyüzü kadar. Hepsi biziz. Hepimiz biziz. Doğru eğri yok. Herkes sağaltılıyor. Şaman biziz. Güneşle suyla iyileşiyoruz. Elden ele geçiyor. Taşlar tüller tüyler dallar kuşlar kabuklar. Bedenimizin devamı gibiler.  Biz gibiler. Gibiyim. Gibi.

Sene 2025.  Hiç esinti yok. Dona kalmışım. Hem dünyamda hem temsilimde. Ben kimim ben neyim ben nerden geldim. Dans ediyor mu. Kimle. Delirdim herhalde. Hep birlikte nasıl olunur. İyileşmek var mı. Hani objeler bunlar değil. Etraf doğa beton teneke gökdelen kırmızı dur yeşil geç çatal bıçak diploma çocuk metro.. Bunlarla şamanlık yapılmaz karıştırma. Çıldırdın herhalde. Çekil biraz. Geri bas. Dur.

b.el.ki.. Su mavisi. Şeffaf.

b.el.ki.. Sır.

 

 

İris Pala

Mart.2025



 

12 Mart 2025 Çarşamba

Küçük

 


Benim içimde son derece kırılgan küçücük hassas küsen kaçıngan bir parça var. O kadar net küsüyor ki kendini evlere odalara sandıklara kitliyor. Ve o kaçıngan yalnızlığında çok sakin mutlu kalabiliyor. Bu kırılgan küslük hüzünle de buluşunca, değme lezzetlere yer bırakılmıyor. Bu göz gözü görmeyen kesiflik endişeli olmaya bile alan vermiyor.

 

Şimdilerde yavaş yavaş bu minnak ürkeki görüyorum. Bilmeye anlamaya başlıyorum. Elimden geldiğince usul usul ona yaklaşmaya çalışıyorum. Gözyaşlarım akıyor. Elimi uzatıyorum. Belki hayata çağrımı duyar.  Kucağıma gelmeyi kabul eder. İçime özenle alabilirim.

 

Belki bana güvenebilir. Ben de onunla daha neşeli daha yaratıcı olabilirim.

 

 

İris

Bodrum / mart 2025



27 Şubat 2025 Perşembe

Annemin

 


Annemin Ankara da ki evinden çıkıp Bodrum’da ki evine gelirken, artık annemin öleceğini biliyordum.  Bundan birkaç hafta önce 3 farklı rüya ile bana anlatılmıştı. O rüyalardan o anda bu çıkarsamayı aklım yapamamıştı ama içim anlamıştı. Bunu da biliyorum. Annem adına evine veda ettim. Ve benim evim ayrı annemin evi ayrı olarak Bodrum’da yaşamaya başladık. Annem gittikçe aklından ve bedeninden uzaklaşıyordu. Bodrum’da Çamlık köyünden Ayşe annemi hiç yalnız bırakmıyordu hatta yeğenleri çocukları arkadaşları evin içinde yaşıyorlar kalıyorlar gidip geliyorlar yatıp kalkıyorlar yemekler kurabiyeler dedikodular masallar meseller ev bir şenlik evi gibi günler geçiriliyordu. Benim yanımda da Çilek köyünden Dudu kadın vardı. Bu iki bilge kadın, bu iki köyde hayatlarını geçirmiş doğadan kopmamış ayaklarını hep toprağa basmış yemeğini otları yolup kavurmuş yaşamın cesur kadınları, benim ciddi rehberlerim oldular. Annemle sabahlara kadar her konuda konuşmam, rahatlıkla annemin yanında olmam, bu geçişte huzur içinde ona eşlik edebilmem, ağır kararları kolaylıkla vermem, annemle vedalaşabilip helallik istemem hep onlar sayesinde oldu. Annem seni seviyorum. Benim için yaptığın her şeye, bana verdiğin her şeye, tüm katkılarına sonsuz teşekkürler ederim.

 

Ve annemi uğurladık. Hem ağladık Hem güldük. Tüm sevdikleri bizimle oldu.

 

Aradan bir süre geçti ve ben kararmaya başladım. Hareket etmek istemiyorum. Yemek yapmak mis kokulu çamaşırları asmak sevgiyle sarılmak resim yapmak hiçbir şey istemiyorum. Neşe verenler merak uyandıranlar müzik çalanlar dans edenler gülenler her şeyler kalkıp yanımdan bir bir gittiler.

Tüm dişi özellikler kadına ait olanlar annelikle ilgili her şey, sevgim yaratıcılığım hareket isteğim annemle birlikte toprağın altına gömüldü. Annem vefat etti ben öldüm.

Yas. Zaman yürüdü. Şimdi 10 seneyi geride bıraktım. Annem her zaman benim yanımda benimle birlikte bana destek ve beraberce yapıyoruz yürüyoruz yaratıyoruz coşuyoruz seviyoruz kucaklaşıyoruz yüzüyoruz ve mutluyuz. Senin için daha çok seyahat edeceğim. Aym. Söz.

 

İris Pala

İstanbul, şubat 2025




18 Şubat 2025 Salı

Öfke

 


Öfkemizi tanıyor muyuz.. Bizim için neleri sakladığını neleri örttüğünü bilebiliyor muyuz.. Öfkemiz de hep haklı olduğumuzu biliyoruz, şöyle ki bizim için en değerli en kırılgan en baş edemediğimiz, görmek istemediğimiz yönlerimizi örtüyor. Acılarımızı saklıyor. Üzüntümü kucaklıyor. Haksızlık dediğim her şeyimi, bu bana yapılmamalıydı dediğimi, baş edemediğim her şeyimi saklıyor. Karşısında kendimi çaresiz hissettiğim her yönümü öfkemden çıkarıyorum. Belki de bir patlama yaşanamazsa, kabuğuma kaçıp yok olmaya gideceğim.  Duyulmamak kaybolmak ve yok olmak isteyeceğim. Ve acaba kendimi mi koruyor olacağım.. Zaman zaman da o özenle ilmek ilmek dokuduğum, kendimi özümü kat be kat örtüğüm, bu benim kimliğim olsun dediğim, biraz kibirle süslediğim çerçeveme kalıbıma kalkanıma saldırı hissedersem hemen öfkeme sahip çıkacağım. Beğenilmeme biraz dışlanma veya benimsediğim algılarımda kırılmalar olursa, hiç şüphesiz ki derhal öfkeme sığınacağım.

 

Deniyor ki, en geçmiş yüzyıllar yıllar öncesinden beri biz insanlar dünyaya en korumasız halde gelen canlılarmışız. Desteğimiz bakanımız koruyup kollayanımız yedirip içirip büyütenimiz olmasa yaşamda kalamayacağız. Bu belki de aynen böyle hükmünü sürdürüyor. Her zaman desteğe bize bakan gözlere kollayan koruyan sarıp sarmalayan kollara ihtiyacımız var. Sohbetle muhabbetle görülmeye duyulmaya görmeye duymaya beslenmeye ihtiyacımız var.  Kendimizi bulmak tanımak yani kendimizle karşılaşmak için başka karşılaşmalara ihtiyacımız var. Çetrefilli yollar başka insanlar olaylar dalgalı hayatlar. Büyümek zorunlu, erginleşmek olgunlaşmak zorunlu. Ve kendini bulmak için yön amaç zorunlu. Yoksa kaybolabiliriz. Almak vermek ait olmak toprak edinmek köklenmek hava su güneş nefes sen ben zorunlu çünkü sonuçta yaratmak var. Kendin olmak var. Gerçekleşmek gerçekleştirmek var. Özgürlük var. Özgür olmak.

Yaradılışımızla varoluşumuzla öğrenebildiklerimizi, belki taklit ederek yaratım oyununu oynamak var. Gerçekleştirmek çalışmak çaba telaş endişe korku olanlar telef hayatın içinde, hepsi var.

 

Ayrıca bilim adamları sürüngen beyinden söz ediyorlar. Amigdala. İlkel beyin.

Sürüngen beyin duygusal hayatımızla ilgili ve temel hayatta kalma fonksiyonlarını yerine getirmede etkili. Öfke ile bağlantısı var. Temel güdülerle bağlantılı olduğu gibi yaşamsal dürtülerle de ilişkili. Yani kalp atışımızı nefes almamızı vücut ısımızı ayarladığı gibi, üreme güdümüze yeme içme ve hayatta kalmak için savunma güdümüze de destek veriyor.

İlkel beyin limbik sistemle ilişki sağlıyor, hafıza hatıralar duygusal tepkiler ve öğrenme ile ilgili. Yani mutluluk burada olduğu gibi öfke ve korku da burada.

Amigdala da bu sisteme ait. Amigdala duyguları işliyor, özellikle de korku ve öfkeyi. Tehdit algısı ve onu izleyen stres duygusu.

Devamında ise tüm hormonal sistemimizin devreye girmesi ve vücudumuzda fonksiyonlarımızı yürütmesi söz konusu. Buna fizyolojinin bizi ele geçirmesi de diyebiliriz. Yaşamda kalabilmemiz için.

Sürüngen beynin daha ilkel, limbik sistemin ise daha sosyal olduğu söyleniyor. Sürüngen beyin devrede iken tüm bilişsel iradi yeteneklerimizi devre dışı kalıyor. Zira Anlık ani kısa tepkilere ihtiyaç var.  Düşünmeye iradi kararlar vermeye zaman yok. Yani akıllı analitik düzenleyici frontal korteksimiz devre dışı.

Ve bu tamamen fizyolojik etki tepki döngüsü. Zaman zaman, belki de çoğu zaman eski hatta kadim bilgileri hatıraları bellekten bulup çıkartıp onların komutasında ezberinde hareket ediyor. Biz neyin ne olduğunu anlayana kadar olan oluyor ve bizi şap şaşkın ortaya savuruyor.

 

İşte öfke. Öfkemiz. Var mı var. Baş edilebilinir mi.. Öfke ile nasıl bir ilişki içine girebiliriz. Öfkeye bir gösterge bir harekete geçirici ateş olarak baksak, bu yoğun enerjinin ne olduğuna bakmak anlamaya çalışsak farkı fark edebilir miyiz.. Zamanla belki

 

B.el.ki

 

 

İris Pala

İstanbul. Şubat 2025




9 Şubat 2025 Pazar

Ama Ben Donmadım Anne

 

Ama ben donmadım anne..

 

Kuzey Sibiryadan

           Kuzey Asyadan

                       Kafkasların en kuzeyinden

Kafilelerle uzun yürüyüşlerle aşağı inmeyi başaranlardan olduk.

Çoluk çocuk erkek kadın aylar günler yürüyenlerden olduk.

Acıya dolandık.

Ayrı düştük. Yaşlılarımıza annane nine ve dedelerimize bizi bekleyin dönüp geleceğiz dedik. Umutları olduk. Ama asla dönmedik.

Ayrılıkla bildik.

Kuzeyin karlı kayın ormanlarında, zifir karanlıkta zehir soğukta rutubet zembereğinde koyu bir sessizliğe gömüldük. Kimbilir kaç kez donmaya niyet ettik ve kendimizi uykunun sıcaklığına bıraktık.

Veya

Kara karadenizin yoğun sularında koyun koyuna aylarca günlerce saatlerce bir milim bile ses çıkarmadan ilerlemeye çalıştık. Küreklerimizin hışırtısına asıldık. Kaybolduk.

Ayrılamayanlardan olduk.

Ölemeyenlerden.

Ve

Asla donamayanlardan.

Olduk.

 

Sene 2025.

Yüzyıllar ve yüzyıllar öncesinden.

Her birinize dokunuyorum. Tek tek.

Pırıl pırıl parlayan ateş böcekleri gibi dönerek yükseliyorsunuz.

 

 

 

İris Pala

İstanbul. Şubat 2025



 

6 Şubat 2025 Perşembe

İlişki

 


 

İnsan olmak demek bir manada diğer insanlarla ilişkide olmak demek.

Zaten bugünün dünyasında ihtiyaçlarımın çoğunu kendi başıma halledemeyeceğime göre, uygar bir biçimde diğer insanlarla hatta tüm dünya ile birlikte yaşamak durumundayım.

Ayrıca, günler haftalar yıllar boyu kendi başıma konfor alanımda kalmam da mümkün değil. Sosyolojik psikolojik hatta biyolojik ihtiyaçlarım da buna izin vermiyor. Birlikte uyum halinde beraberce ilişkiler kurarak yaşamalıyız. Zorlanıyor muyuz, evet bazen karmaşık varlıklar olarak çok zorlana biliyoruz.

AD Alanı, farklı insanların farklı duygu ve düşünceleri ile bir araya gelebildikleri çok güvenli bir yer. Farklı ırkların, dinlerin, dillerin kültürlerin yaşam biçimlerinin, gelenek görenek alışkanlıklarının toplandığı bir alan. Fenomonolojinin kendini ortaya koyduğu, yarattığı yer.

Hepimiz çok farklı çok fazla olasılığa sahibiz. Bulanık düşüncelerimiz net düşüncelerimizden, farkında olamadıklarımız farkında olduklarımızdan çok fazla..

İşte bu fenomenolojik alan, ben ve benim gibi, biz ve bizler gibi sonsuz farklılıkları bir araya toplama ve gösterme gücüne sahip. Üstlendiğim her temsil, insan duygu düşünce ve olgularına temas etmeme, hepsinin içinden geçmeme olanak veriyor. Hayal bile edemeyeceğim farklı insan hallerinde olmak beni inanılmaz bir kabule getiriyor. Bir anda sınırlarım yeniden düzenleniyor beklenmedik bir uyum harmoni ritim içinde olabiliyorum.  Bu kabulün verdiği teslimiyet müthiş bir kapsama alanına ve özgürlüğe dönüşüyor.


iris pala

İstanbul, şubat 2025




29 Ocak 2025 Çarşamba

Alan

 

Bütün bu hisler duygular düşünceler bana nasıl geliyor. Bir bilen alan var, morfogenetik alan. Geçmişin bilgisiyle birlikte, geçmişte tamamlanmamışlıklar, derin hüzün ve acılar, kabul edilemeyen dışa atılan dışlanmışlıklar, derin bilgiler düşünceler halinde bedenime yerleşiyor. Sessiz bekleme ve içselleştirme süresi ile birlikte hepsi yeni bir yaratım girişimine evriliyor. Olumlu bilge felsefi hayata dair yaşamsal umut veren huzura davet sunan desteklere aydınlatan yol göstericilere dönüşüyor.

Alanda, farklı temsillere girmek roller üstlenmek, farklı bakış açılarını giyinmek, kendimden başkalarının bakış açısını anlamak, duygu ve düşüncelerinin farkına varmak adeta yaşama yeni alanlar açıyor. Kendi yaşamımda olan geçmişten gelen deneyimlerimi anlamlandırıyor. Başkalarının yaşanmışlıklarına bilmeme yargılamadan önyargısız bir biçimde temas etmeme olanak sağlıyor.

İçimden yükselen sevgi ve anlayış ile herkesi sarmalayıp kapsayabiliyorum. Bu derinlik ve anlayış benim de çözülmeme destek oluyor ve kendime temas edebiliyorum. Kendimle buluşuyor kendim oluyorum.


 

İris pala

İstanbul, ocak 2025