Harmoni
Bir orkestra şefi
Bir orkestra
Sonsuz insan
İmkansıza inanmak
Sayısız enstrüman
Ses Nota
Hep birlikte
Uyum içinde
Çocuklardan Gençler
Aydınlık
Aydınlanmış
Müzikle Sanatla Sporla Bilimle
Koşarak
İris Pala
18.Ekim.2026 Bodrum
Harmoni
Bir orkestra şefi
Bir orkestra
Sonsuz insan
İmkansıza inanmak
Sayısız enstrüman
Ses Nota
Hep birlikte
Uyum içinde
Çocuklardan Gençler
Aydınlık
Aydınlanmış
Müzikle Sanatla Sporla Bilimle
Koşarak
İris Pala
18.Ekim.2026 Bodrum
Kuşlar bir araya toplanmışlardır. Kendilerini huzursuz ve
eksik hissetmektedirler. Bir hükümranlarının olması gerektiğini kendi
aralarında konuşurlar. Aralarından en bilge olan Hüthüt çıkar ve şöyle der; ‘’ sizin gerçek
hükümranınız Simurg’ dur. Ama ona ulaşmak için çok uzun ve zorlu bir yolculuğa
çıkmanız gereklidir’’
Hüdhüd diye Kur’an da adı geçen bu kuş Hz. Süleyman ile
Belkıs arasında elçilik yapar. Gizli yer altı sularını bulabilir sadakat rehberlik
bilgi ve ilahi mesajın taşıyıcısı olarak bilinen özel bir kuştur. Tasavvufta
mürşid-i kamili, edebiyatta ise bilgeliği, yol göstericiliği ve hakikat
arayışının temsilcisidir.
Kuşlar yola çıkar. Ama bu yol sıradan bir yol değildir.
Aşmaları gereken 7 vadi vardır. Ve her vadi içsel bir dönüşümü temsil eder.
İlk vadi istek vadisidir. Arayış burada başlar. Yolun başını temsil
eder. Ancak gerçekten istemek gereklidir. Yüzeysel bir merak değil, içten gelen
bir çağrı olmalıdır. Hayatımda bir şeyler eksik. Dış dünyadaki hiçbir şey beni
doyurmuyor gibi.. Burada konfor alanı sarsılır, sorular başlar ve arayış doğar.
İstek zayıfsa kişi hemen geri döner.
İkinci vadi aşk vadisidir. Burada akıl geri çekilir kalp öne
çıkar. Ancak tehlikelidir zordur yakıcıdır. Mantık anlamaz planlar bozulur
kontrol kaybolur. Eski kimlikler çözülmeye başlar tutunulan şeyler bırakılmaya
başlar. Ben çatlar. Korku başlar.
Üçüncü vadi bilgi vadisi diye geçer. İdrak için alan açılır.
Her şeyin farklı bir yüzü olduğu anlaşılır. Hakikat tek bir kalıba
sığmamaktadır. Doğru denen görecelidir. İçe dönüşe bir davet gelir. Sezgi
açılır.
Dördüncü istiğna vadisi, bağımsızlık ve vaz geçişin
vadisidir. Dış bağımlılıklar bırakılmaktadır. Onay ihtiyacı, sahip olma arzusu
yitirilir. İçsel doyum artar ve hiçbir şeye muhtaç olmama hali başlar.
Beşinci vadi birlik / tevhid vadisidir. Her şey birdir. Sen
ben ayrımı çözülür. İkilikler yumuşar. En kritik çözülme noktasıdır. Kişi artık
hayata karşı değil hayatla birlikte akmaya başlar. Zihnin bunu kavraması zor
olabilir.
Altıncı hayret vadisi, zihnin tamamen yetersiz kaldığı
yerdir. Tanımlar çöker. Derin bir bilinmezlik haline geçilir. Bu bilinmezlik
hali bir boşluk değil, canlı titreşen bir bilinmezliktir. Bu derin bilinmezlik
içinde kalmak hayret hissinin en doruk düzeyidir. Bilmeden var olma öğrenilir.
Yedici yokluk vadisi, fenâ vadisi diye geçer. Benliğin
tamamen eridiği yerdir. Kişi kendini bütünün parçası değil bizzat bütün olarak
hisseder. Bu yok olmak değildir gerçek varoluşa geçiştir. Sonuçta Simurg’a varmak,
kendinde yok olup hakikatte var olmaktır.
Kuşlar bu uzun ve zorlu yolculukta geçerler ve Simurg’a
ulaşmaya çalışırlar. En sonunda sadece 30 kuş bu yolu geçmeyi başarabilir. Ve
onlar Simurg’ a ulaştıklarında huzurlarında bir varlık bulamazlar. Bunun yerine
bir ayna görürler ve baktıklarında kendileri ile karşılaşırlar. Si Farsçada 30
demekmiş Murg da kuş.. Yani aradıkları aslında kendileri imiş. Hikâye de şu
şekilde bağlanır; aranan hakikat dışarda değildir ve yolculuk arayanı
dönüştürmek için yapılır. Sonunda ‘’ ben ‘’ sandığın çözülür ve birlik / vahdet
idrak edilir. Arayan da arananda yol da sensindir.
Ve hikâye şöyle tamamlanır, Simurg’ u arayanlar Simurg’ un
kendisi olurlar.
Gökten üç elma düşsün mü…
İris Pala
Nisan. 2026
Anneannem; simsiyah. Upuzun. Tatlı bi tebessümlü bembeyaz
yüzü var. Kısık içe kaçmış gözleri ile bana bakıyor. Sessiz. Yumuşak. İçten.
Uzun kemik bir burun. Sivri çene. Siyah kıyafetin altındaki ayakları ondanda
koyu kahverengi nemli toprağa basmış. Kafkasların nemli toprakları. Yukarı doğru
en koyu lacivertten en koyu yeşile doğru uzayıp giden, uçuk mavi ince gökyüzüne
buluşan, Kafkasların rutubetli nemli ürkünç ormanları. Sağ yanında beyaz kurt
köpeği gözleri mavi, sol yanında gözleri kahverengi alacalı boz sarı turuncu
kurt köpeği. Ananeme koşarak sarılmak istiyorum. Ancak çok yavaşça yanına
gidiyorum ve usulca bacağına sarılıyorum. Elleri başımı okşuyor.
Annebabam; muzip. Güler yüzlü. Yuvarlak gözler, yuvarlak
surat, yuvarlak dazlak kafa. Bi var bi yok. Masal gibi. Osmanlı derebeylik
sokakları. Parke taşlar, sarı taş örülü duvarlar, tahta kapılar, demir kapı
tokmakları. Kemerli sokaklar tahta cumbalı evler. Soğanlı yahnili yemek kokusu.
Şu köşe başından annebabam bana sesleniyor. Hoop ben gidene kadar diğer tarafa
zıplamış. Bi arkamda bi önde orda şurada burada.. Gülüyorum.
Babaannem; hiç tanımıyorum ki. Görünce çok şaşırdım.
Tahminimden daha da yapılı. Sağlam. İri kemikli. Yuvarlak yüzüne kocaman gözler
çok yakışmış. İri elmacık kemikleri var. Başına bezleri kumaşları sarmışta
sarmış. Gözler yeşil. Saçları bilemedim, açık kumral acaba kızıla mı kaçık. Kat
kat etekler gömlekler giymiş. Bir de yelek. Hafif kumaşlar hepsi de uçuk toprak
rengi, bozkır sarısı gibi. Asya esintisi. Sessiz bir tebessümü var. Benim başımın
üstünden uzaklara ufuklara bakıyor.
Babababam; hiç görmedim. Tanışmıyoruz. Bu kadar yakışıklı
olduğunu bilmiyordum. İnce uzun yapılı. Üzerinde Atatürk devrim takım elbisesi
var. Gri füme ceket pantolon fötr şapka. Yeşil göz. Anadolu Asya Horasan.
İris
Mart. 2026. Bodrum
Tohumun neşesi. Tohumla buluşan bir damla yağmurun keyfi.
Yüzyıllar sonra bir anda çözülen mühür. Bize gelen nimet. Önümüze açılan macera
yepyeni bir yol. Peki ya Başarıyı nasıl tanımlamak istersiniz.
Çocukluk hikayemi anlatmak istiyorum.
İlkokula başladığım ilk gün. Yaşım herkesten ufak. Kendimde.
Okul nerededir nedir, okumak ne demek içimde bilinmezliğin, saflığın neşesi.
Tahta sıralara oturtuluyoruz. En önde oturmak benim için çok uygun. Okumayı
bilenler el kaldırsın. Okumak neyse. Hepimizin önünde bir kitap Ali / top / tut
/ at / okul / gel / koş. Hepsi aferin. El kaldırayım, benim hazinemde daha
güzel kelimeler var, hepsininkinden daha güzel. Olağan üstü kelimelerimi sıraladım.
Yaşasın çok güzel oldu. Bana da aferin? Seninki olmadı! Aaa cevap beynimde
patladı. Şok. Hahaaaa Pılımıpırtımı toplar giderim ben. En arka sıraya. Sıcacık
paltoların arasında kaybolurum. Bana ne yaptınız. Ağzıma sözlerime kelimelerime
mühür koyarsanız ben de ellerimi gözlerimi renklerimi hayallerimi kullanırım.
Pılımpırtımı açarım şahane renkli kalemlerim mavilerim morlarım yeşillerim
sarılarım pembelerim kahverengi yaptıkça değişen farklılaşan fırıl fırıl dönen başka
başka renkler, büyüyen şekilden şekle giren çizgiler desenler resimler
sürprizler dolu dolu kağıtlar, hepsi benimle. Hayalden hayale koşan oyun
oynayan güzellikler. Sonsuza dek bitmeyecek maceralar her an yeni bir yol yeni
bir heyecan. Ben de çizer boyar rengarenklerle doldururum hayatımı. İrisin
neşesi.
Günler aylar geçiyormuş. Okula gidip geliyorum. Herkes okuma
öğreniyormuş. Kırmızı kurdele takalım oluyormuş, falan filan hiç ilgim alakam
yok. Ayrıca sömestr tatili olacakmış. Öncesinde de karne alınıyormuş. Ne
demekse..? benim karnem baştan sona zayıf. Resim pekiyi. Öğretmenin anneme beni
hakkımda ki düşünceleri ise; kızınız da maalesef zekâ geriliği var ancak
üzülmeyin çok güzel resim yapıyor.
Bu sefer annem şok. Psikologlar testler IQ puanlamaları.. Benim
için çok keyifli süreçler. Çünkü duvardan duvara yumuşacık halısı olan kocaman
salonlara bırakılıyorum. Görmediğim bilmediğim oyuncaklar yine rengarenk
kalemler yazısı olmayan resimli kitaplar benimle tatlı tatlı ilgilenen ablalar öğretmenler
sorular cevaplar. Ne aferin var ne de senin ki olmadı. İrisin neşesi yerinde. Sonuç
da güzel. Annemin de içi rahatlamış memnun. Onunda neşesi iyi.
Sonra neler oluyor. Yeni bir ilkokul. Yeni çocuklar,
arkadaşlar. Yeni sınıf yeni öğretmen. Ama asıl öğretmen annem evde. Arayı
kapatmam lazım biraz büyümem lazım. Uyum sağlamam lazım. Yavaş yavaş başarı
kodlarım oluşuyor. Dersleri iyi yeni arkadaşlarla iyi doğum günleri var biraz
politik havalar esiyor evde nede olsa Ankara ‘da yaşıyoruz. Hayat böyle bir
şeymiş akıp gidiyor. Bunları hepsi aslında bana uzak ama uyumlu mış gibi
yapıyorum. Başarılıyım. Uyum konusunda da başarılıyım derslerimde de
başarılıyım. Ne zaman benle buluşuyorum, Yollarda yürürken doğada kaybolurken
ve resim yaparken. Bir belki iki kız arkadaşım var onlarla oyun oynuyorum ufak
sırlar paylaşıyorum yani kafa dengi..
Üniversite. Eğitimde ki başarım her geçen gün artmış. Diş
hekimliği fakültesi üstelik Hacettepe. Üçüncü sınıftı sanırım bir sınava doğru
gidiyoruz. Yanımda oyun oynar gibi ders çalıştığım başarılara başarı kattığım
kız arkadaşım. Şimdiye kadar kilerin içinde en kafa dengim. Parktan geçiyoruz. Şemsiye
modeli bodur dut ağacı. Altına girersen kimse seni görmez kimse seni fark
edemez. Bahar yeni gelmiş. Dutlar alabildiğince güzel ve mor mor krimzon
alizarin sulu sulu. Altındayız. Dutlar mükemmel. Zaman yok. Yaşam tatlı. Süre
bilinmez. Vakti gelince çıkarsın okul yolundan fakülteye ulaşırsın. Yine
kendinden emin amfiye girer ilerlersin..
Hooop diye bir ses. Hocadan. Siz nereye? Sınav bitmek üzere! Geri dönüp
çıktığımızda yine parka gidip oturduğumuzda bu sefer başardım diye hissettim. İşte
ben. Ben olabilirim. Başarı tanımımı yeniden yapabilirim.
Bundan sonra ki iş aş evlilik sanat sosyete yaşam hayatımı
anlatmıyorum. Benzer döngüler kalıplar mühür koymalar mühür kırmalar.
Ama Artık biliyorum.
Mühürlenmiş tohum gözünü açıp başını çıkarabilir neşesini
bulmak için yağmur damlasını bekleyebilir. Her zaman yeni yollara yeni
maceralara açılabilir. Nimetlerine teşekkür edebilir. Neşesini hep
hissedebilir.
İris Pala
Mart. 2026 Bodrum
Bir minik tohum. Benimle birlikte olan. Rengi krimzon
alizarin. Parmak ucumdan da küçük. Biliyorum bir gün onunda içi açılacak ve
etrafa binlerce onbinlerce milyonlarca tohum saçılacak. Neden mi, çünkü onlar beyaz
ama kemik beyazı. Mis kokulu. Cıvıl cıvıl.
Peki ben o tohumu nerde buldum dersiniz. Koyu kahverengi tamtamına
kızıl kahverengi yumuşak bir toprağın içinden. Önüme bakarak çok yavaş bir
şekilde yürüyordum. Rahvan. Arada durup ellerimle avuç içlerimle nemli mis
kokulu toprağı elliyordum. Evet işte orda tam önümde gözlerime bakarken yakalandım.
Mutlu olmuştuk. Rüyalardan çıkıp bana gelmişti. Avcumun içine koynuma
yerleşmişti. Artık beraberdik.
Yıllarca yüzyıllarca birlikte olduk. Dağ taş yol bayır köy
şehir orman nehir yürüdük. Kah yorulduk kah acıktık. Her şey hayata dair di.
Güldük ağladık kavuştuk dans ettik. Dost olduk dost buluştuk yollara
yollarımıza gittik ayrıldık. Vakti zamanı gelince hani vakt-ı kerahat zuhur
bulunca tohumumun dış kabuğu artık iyice kurudu ve içi içine sığmaz oldu ve
çatladı. Çat.
Ne oldu beğenirsiniz, onca noktacık onca ışık onca huzme
ortalığa yayıldı. Pırıl pırıl göz alabildiğine göz kamaştıran ışıkcıklar.
Ufukları aştılar tepeleri geçtiler bulutları uçtular ve sonsuzluğa doğru
yayıldılar. Sonra ne oldu bilir misiniz, her biri tek tek yavaş yavaş geri
gelmeye başladılar. Birer gökkuşağı olmuşlardı. Bana yönelmişlerdi. Göğsümü
açmam gerekti. Nefesimi tutmamam. Gülümsemem.
Sen de gülümse çünkü o gökkuşağı renklerinden biri de
sensin.
İris Pala
Şubat.2026. Bodrum
Benim Baba soyumun ataları Asya’nın uçsuz bucaksız
bozkırlarından geliyor. Binlerce milyon insan, yüzyıllar boyu, itile kakıla
sıkıştırıla kovula kanlar dökülerek kıyam şiddet görerek yerlerinden
yurtlarından sürgün edilmiş. Urallar Arallar Hazarlar Pers ülkeleri derken Anadolu’ya
bir avuç insan olarak ulaşmış ve yerleşmişler. Yıllar boyu Şaman ritüelleri ile
yaşayan, şaman inancında olan bu topluluklar İslam dini ile karşılaşmalarında
dönüştürücü bir rol oynamışlar. Şamanizm’in şifa ve denge rolünü, tasavvufun
tevhid ve ahlak diliyle harmanlayıp yolculuklarında Horasan Erenleri olarak İslam
coğrafyasında çok önemli bir yer bulmuşlardır.
Benim babam Erzincan iline bağlı Kemaliye doğumlu Mustafa
Kemal Noyan.
Ruhları şad olsun. Emanetlerini sevgi ile kabul ediyorum.
Hepsinin yüreğimde sevgi ile yeri mevcut. Yaşadıkları acılar geçtikleri
zorluklar onlara ait. Onların cesur yürekleri keskin zekaları yaratım
kabiliyetleri beni bu günlere getirdi. Yaşam onlardan bana akıyor.
Teşekkürler.
İris Pala
Ocak.2026 / Bodrum
Tasavvuf yaşanan bir hal yürünen bir yol
Hepimizin geçmişinden sesini duyurmak isteyen, zamanda saklanmış, bu günümüze emanet, bize miras, köklü aile hikayelerimiz var..
Bu yazımı bu gün adını yeni öğrendiğim Dilistan Hatuna atfetmek istiyorum. Meral teyzeme bu ve bunun gibi çok heyecan veren bilgileri bana aktardığı için sonsuz sevgiyle teşekkürler ediyorum. Varlığı desteği sevgisi ve beni kucaklaması ile hep yanımda oldu.
Dilistan Hatun, yıllarca önce, Osmanlı'nın bir döneminde Kafkas ülkesinden devşirilerek saraya getirilmiş, güçlü yetenekli akıllı becerikli güzel yaratıcı dişi anne kadınlardan. Acıların zorlukların içinden geçmiş ancak başarmış kadınlardan bir kadın. Soyu sevgisi akmış, bu günlere biz ailesine, özellikle biz dişi hatun kadınlara kadar ulaşmış. Bu Gizli bağ Bu Sessiz miras Bu gün görülebildi ise Dilistan Hatun'u onurlandırmak şansını kabul etmek isterim.
Dilistan isminin anlamını da paylaşmak istiyorum;
Dil; Gönül istan; yer ülke diyar
Dilistan; insanın gönlünde kurduğu iç ülke, kalbin konuştuğu mahal.
!''Ben, aklı değil, Dilistan'ın yolcusuyum'' dermiş sûfi'ler.
Bu yazının ortaya çıkması, son dizim buluşmamızda, Feride‘nin alanında gerçekleşti;
Büyük salondayız. Kalabalık gurup.
Çok bildik ana / dişi / atalar soyu. Annesi olarak temsile geldim. Alanda kızım ve benden başka kimse yok. Alan yeni açılıyor, henüz kimse temsil almamış herkes yerinde oturuyor. Anne olarak dikkatim müthiş açık ve herkesi çocuğum sanıyorum. Geriye baktığımda da sanki bütün anneler tüm geçmiş benim üstümde, hepsinden adeta ben sorumluyum. Büyük mesuliyet çok iş ağır hayat her şey nefes nefese. İlk annem alana geldi yani anane. Anane de donuk yaşamda yok. Yine her şey benim üstüme kaldı. Alan ilerledi başka temsiller başka olaylar alana geldi. Odak benden uzaklaştı. Zaman geçti. Tekrar bana dönüldüğünde bi karışıklıkla bana anane dendi ben de üstlendim ama az sonra bi farkındalıkla anane değil de anne olduğum anlaşılınca benim için ilk mucize gerçekleşti… ben herkesin annesi değildim, benim de bir annem vardı ve bireylerden ayrışmıştım. Ne kadar rahatladım anlatamam, yükün büyük bir kısmı üstümden kalkmış ben ayrışmıştım.
Alan devam etti. Artık anne temsilinde seyirci
konumundaydım. Anneler alana geldi. Farklı konumlarda farklı hallerde kadın
atalar dişi arkeler alanı doldurmaya başladı. Her biri yerini aldıkça ben
hafifliyor onlara hayranlığım artıyordu. Şaman atalar alanı doldurdu acılarını
sevgilerini ritüellerini yaptılar, çığlıklar atıldı. Kırımlı kadınlar Müslümanlar
gayrimüslimler Hristiyanlar Türkler yabancılar ölmüşler zorda kalanlar kayıplar
çocuklar acılar alanı doldurdu.
Tüm yaşananlar alanda açıldı. Salonun rabıta tahtalarına
yayıldı. Gerçekler tek tek görüldü. Hissedildi. Ve ben anne temsili olarak
hepsinden ayrışırken aslında ne kadar güçlü bir bağ ile sonsuz derin bir sevgi
ile onlara bağlı olduğumu hissettim. Hayret içinde olanları anlamaya çalışırken
içim inanılmaz bir sevinç ile doldu. Yaşadıkları hayat, yaşamı, soyu bize bugüne
akıtabilmişlerdi. Başarmıştılar, başarmıştık. İçimde inanılmaz saygı uyandı. Ve
her bir annemi her bir atamı her bir yaşananı gönülden onurlandırmanın önemini
kavradım. Ruhları şad olsun.
Yerimi almaya başladım. Yavaş yavaş hepimiz sevgimize
onurumuza sahip çıkarak, yaşadıklarımızı kabule gelerek, kaderimize saygı
duyarak, alanda sistemde yerimizi almaya başladık. Hepimiz desteğimizi arkamıza
alabildik.
Sona gelmiştik. Anne kız sarılmak üzereydik. Feride dedi ki,
anne hakkını helal ederse eğer kızına soya bolluk bereket sevgi gani gani
akarmış. Benim hakkım kızıma helal olsun. Tüm annelerin hakkı tüm kızlara
oğullara soylara helal olsun.
Şu an, çok hâkim olmasam da kulağıma çalınan aklıma gelen tasavvuf
ile ilgili bir bilgiden söz etmek istiyorum. Tasavvuf da insan olma yolunda mertebelerden
söz ederler. Olmaya olgunluğa yani kemale giden yolda râziye ve marziyye
makamlarından söz ederler. Ben senden razıyım, sen de benden razı mısın sorusu kendinden
bir üst makamdakinin rızasını alma çağrısıdır. Rabbin kulundan razı olması manasındadır.
Tüm sistemin alanda salonun rabıta tahtaları üstüne
yayılması, olanın açığa çıkmasıyla onurlandırılması ve hepimizin birbirinden
razı olması adeta bir arınma ritüeli gibiydi…
Teşekkürler Feride. Teşekkürler alan arkadaşlarım.
Şükür olana..
İris Pala
4.ocak.2026 / Bodrum
Ve Dede masalını anlattı bitirdi..
Ve torun
masalını anlatmaya başladı..
Yüzünde sessiz bir tebessüm vardı. Anlattıklarını
kulaklarınızla duymuyordunuz ama gözlerinden okuyor yüreğinizden hissediyordunuz.
Mevsimlerden gış dedi.
Günlerden Nartugan.
En ışıksız. En uzun.
Küçük torun büyük Ayı’nın inine gidip yanına kıvrılmış. Ayı
kocaman sımsıcak gövdesi ile onu sarmış. İri pençeli patisini küçük kalbinin
üstüne yerleştirmiş. Dilini uzatıp yaladığı bal ağzının kenarından torunun göz
pınarlarına damlamış, oradan da yanaklarından aşağı doğru süzülmüş. Kış
uykusuna yatmışlarmış. Bu bir döngünün dönüşüm uykusuymuş.
Cas gelince uyanacaklarmış. Renkleneceklermiş. Yeni yetme
boynuzları, şefkatli kalbi, kocaman gözleri ile narin mi narin bir ceylan
onları karşılamış. Etraf çiçeklenmiş, kediler köpekler inekler yılanlar börtü
böcek sesegelmiş. Gökkuşakları rüzgarlar dalgalar kokular elmalar bereket açığa
çıkmış. Işık patlamış cezbe her yere hâkim olmuş. Yollarını yönlerini haliyle
kaybetmişler.
Biraz da yorgun düşmüşler. Biraz da susuz. Otura kalmışlar.
Artık mevsim Çay olmuş. Buldukları boynuzdan kana kana su içmişler. Bilmişler
ki, bu su hiç tükenmeyecek. Bilmişler ki, bu boynuz sonsuz derelere akarsulara
deniz deryalara bağlıymış.
İlerde tünelin ucunda bir ışık hüzmesi onları bekliyormuş.
Küs gelmekteymiş. Yollarını bulmalı yürümeleri gerekiyormuş. Bu kadar
dolandıktan sonra bildiklerini gördüklerini bilgeliye çevirmeleri kolay
olmamalıymış. Kurt’un yolları açmasına yön göstermesine ihtiyaçları varmış.
Dede beklemekteymiş..
iris pala
22.Aralık.2025 / Bodrum
Fable of Hera
Hera sent İris to earth to see out three virtuous and perfectly chaste maidens Who were unsoiled by any dreams of love.
İris found them, but could not take the back to Olumpus for they had already been seen for to replace the superannuated furies in the infernal regions.
Hera İris’i yeryüzüne gönderdi; amacı, aşk rüyalarıyla lekelenmemiş, erdemli ve tamamen iffetli üç genç kızı bulmaktı.
İris onları buldu, ancak onları Olimpos’a geri götüremedi; çünkü onlar çoktan yeraltı dünyasında yaşlanan Öfke Tanrıçalarının (Furyaların) yerine zaten seçilmişlerdi.
Kemal Noyan' dan İris' e yazılmış. 2025 ekimde buldum :)
Zamanlardan bir zaman, ama öyle bir zaman ki en gerilerde. Kronolojinin matematiğin çalışmadığı bir zaman. Sen ile ben bu zamanları çok iyi hatırlıyoruz. Aynı yerlerde olup olmamamızın hiç bir önemi yok. Ben kuzeylerin koyu karanlık yeşil ve nemli ancak
parıltılı ormanlarındanım. Sense başka diyarlardan olabilirsin ve belki de bana
oraları anlatabilirsin. Anlat lütfen.
Benim dolaştığım Ormanın içinde sadece ve sadece bu ormana has mavi ufak
ışık parıltıları var. Benden başka kimsenin görmediği sihirli ışık parçacıkları.
Ben bu ışık pırıltılar yüzünden bu ormandayım. Bu pırıltılar bana cesaret veriyor
ve hep benim gözümün önümdeler. Yolumu onları takip ederken bulurum. Deniz
yakamozları gibi, orman pırıltıları. Bu ormanda, Ağaçlarının önce gövdelerini
görürsün çünkü boyları o kadar uzundur ki dallar ve yapraklar mümkün değil
ulaşılamaz göklere temas eder. Köklerinin nerelere gittiğini, nerelere kimlere
dokunduğunu mümkün değil bilemezsin. Bu Ormanın kendine has bir kokusu vardır.
Nasıl tarif etsem, mor mavi keskin, serin sert bordomsu, içine aldın mı artık kopamayacağın
ve seni farklı hallere davet neden cinsten. Hatta bu koku ciğerlerine yapışır
ve bir daha asla ayrılamazsın. BU sihirli koku insana asla unutmaması gereken bağlarını
hatırlatır ve geçmişin derin izlerini adeta ruhuma işler. Ormanda yürürken çok
sessiz olmalısın. Ayağının bastığı her noktaya çok dikkat etmelisin ve
adımlarının sesini kulağının tüm hassasiyeti ile dinlemelisin. Gözle
görülemeyecek kadar da börtü böcek var. Ben hepsini görüyorum biliyorum ve
tanıyorum. Bu bana ait bir yetenek. Başka yeteneklerim de var. Belki yeri
gelirse anlatırım. Bu ormanda başka canlılarla da karşılaşırsın. O bölgeye ait
sincaplar mesela, senin bildiklerinden çok daha koyu renkteler. O derece hayata
bağlılar ki bana cesareti hatırlatırlar. Kuşlar ise tahmininden çok daha fazla.
Hepsini tarif etmem mümkün değil. Hepsi renkli. Ama çok renkli. Ayrıca inanılmaz
hızlılar, gözünün yakalayabileceğinden çok daha hızlı. Kuşların bu çevik
hızlılığı ise bana sonsuzluğa doğru uçabilirim özgürlüğünü anımsatır. Aradan
birkaç tanesi ile ben arkadaşım. Kadim arkadaş. Baykuşlar da var. Onlar tamamen
ayrı bir tür. Galiba çok bilgeler. Sürüngenler
kemirgenler, otlayan etleyen memeli yumurtlayan ve daha başka başka inanılmaz
farklı canlılar yaratıklar burada mevcut. Ben bulunanların çoğunu bilemiyorum. Çünkü
başka işlerim de var, mesela otlarla da ilgilenmem gerek. Havanın durumu da çok
önemli. Soğuk ne zaman nerden gelecek. Rüzgarın yağmurun durumu. Bu ormana çok
kar yağar. Bembeyaz. Güneş ve ayın şekilden şekle girmesine de bakmak lazım. Ve
kayan yıldızlar. Niyetlerimi hatırlatan ve içimi sevinçle dolduran. Benim
yeteneklerim seni şaşırtacak kadar fazla. Ben çeşit çeşit iksirler yaparım. O
iksirlere çeşit çeşit renkler ilave ederim, koku lezzet katarım. Hepsinin gücü
etkisi çok farklıdır. Saatler ve saatlerce kocaman kazanımın içinde odun
ateşinde iksirim şifasını bulana kadar kaynatırım. Ağır ağır üstünden yükselen
dumanını ilk ben içime alırım, aldıkça kendimden geçer esrik rüyalara yüzerim.
Sonra o bulutumsu uçuk pembe duman yükselir yayılır önce önüne gelen ilk
canlıyı içine alır, sonra bir diğerini sonra yayılır yayılır ve tüm dünyayı
hatta tüm evrenleri kapsar. Hiç şüphesiz. Bu aramızda ki iksiri sen de çok iyi
tanıyorsun. Esrikliği yaşadın. Yalnız benim önemli bir sözüm, tek bir yeminim
var. Bu iksirler sadece ve sadece canlılara iyilik güzellik doğruluk adına etki
ederler. Aşk ve sevgi adına çalışırlar. Sadece ve sadece şifa verirler.
Benim için önemli bir
kurt köpek var. Atam. Bembeyaz uzun tüylü, uzun burunlu, minnak dik kulakları
var, her yöne döndürebiliyor. Gözleri simsiyah yuvarlak inanılmaz keskin,
kapalıyken bile görür. Uzun burnunun ucundaki her daim ıslak iki delikli kara
yuvarlak düğme hep hareket halinde, sağ sol yukarı aşağı dönüyor da dönüyor
büyüyor küçülüyor şişiyor ama hiç durmuyor. Köpeğimin Uzun bacakları var,
kocaman gövdesi ve kocaman ağızı. Hep gülüyor sanabilirsin. Adı Lucy. Kuyruğunu
söylemeyi unutuyordum. Muhteşem bir kuyruğu var. Kendisi de bu muhteşemliğinin
çok farkında. Taa kilometreler yüzyıllar ötesinden görebilirsin. Oldukça
sessizdir, biz bile nasıl anlaşıyoruz, hatta nasıl oluyor da bu kadar iyi
anlaşıyoruz şaşıyorum. Eminim ki sen de olsan onunla anlaşırsın. Senin de belki
bulunduğun yerde böyle bir atan vardır. Onu da bana anlat. Ayrıca ne yersin ne içersin, nerede yaşarsın.
Benim burada bir kulübem var. Sıcacık. Kendi halinde. İstediğin kadar misafir
eş dost arkadaş ağırlayabilir. Beklerim. Lütfen gel. Çok ayrılık olmasın.
İris Pala
Bodrum. Eylül 2025
Burası bilinç dışının kendini gösterdiği bir alan. Fenomenolojik.
Zaman ve mekan yok. Ne kadar çok bu alanda bulunursan o kadar çok kendi
görünmeyen yani absurd tarafınla buluşursun.
Samanyolunun evrene giriş kapısı. Karadelik hepimizin geldiği yer. Tüm potansiyelin kaosdan kosmosa dönüştüğü an. Kendi sonsuzluğunda ki nokta.
Gibi…
This is a place where the unconscious shows itself. It's phenomenological. There is no time and space. The more you are in this area, the more you meet your unseen, absurd side.
The entrance of the Milky Way to the universe. A black hole is where we all come from. The moment when all your potential turns from chaos into cosmos. A point in your own infinity.
Something
like ..
iris
Bilen alanda çalışıyoruz. Sistemi anlama gayreti içindeyiz.
Bu alanı ve sistemi anlamak daha doğrusu zihinle mantıkla çözmek aslında pek mümkün
değil. Fenomenolojik diyoruz yani alanda açığa çıkanlara dikkatimizi veriyoruz.
Nerede bir sıkışma sıkıntı tıkanıklık yani yoğun enerji girdabı varsa orayı
rahatlatmaya yöneliyoruz. Tabii ki sisteme dair yasalar var teorik olarak
bilmemiz gerekiyor, ancak sürekli alanda olmak yani tecrübe bu işin olmazsa
olmazı. Çünkü sezgiler içsel duyumsamalar çok değerli. Bazen yaptığımız iş
karanlıkta karayı aramaya benzeyebiliyor. Temsiller duygular beden
duyumsamaları düşünceler gölgeler hikayeler mitler arketipler ritüeller objeler
ikonlar ve daha bir sürü yaşama dair her ne varsa alanda duruma göre yerlerini
buluyor.
İlişkiler yaşamımızda çok önemli. Hayatta kendimizden
başlayarak ilişki içerisinde olmadığımız hiçbir şey yok. Ve de en zorlandığımız
konu bu.
İşte alan bunu bize açıyor. İşin aslı enerji ile
çalışıyoruz, frekans diyebiliriz yani ruhumuz bedenimiz ve tüm çevremiz. İçinde
yaşadığımız yüzdüğümüz belki de oyunlar oynadığımız dans ettiğimiz her yer. Ama
gerçek şu ki bizim kendimizin yarattığı ve tamamen bize ait bir evren. Var gel
biraz da sen oyalan dünyası.
Kolay değiller hatta çok zorlar dünyası. Kolaylaştırmaya
çalışıyoruz. Genelde de bizim gibilere alanda kolaylaştırıcı deniliyor.
Ben de bu alan için bir kolaylaştırıcıyım. Olabildiğince
sessizliği tercih ediyorum. Geride kalmak sessizliğin içinden enerjiyi
yumuşatmak benim tercih ettiğim yöntem.
Hepimizin çok fazla anlayışa sevgiye şefkate birlikte dişi
bilgeliğimizi açığa çıkarmaya ihtiyacı var. Yeteneklerimizi beraberce yaşamaya,
değerlerimize sahip çıkmaya ihtiyacı var. Güzellikleri hak ediyoruz. Gelin hep beraber
bilen alanda çalışalım, bunları açığa çıkartalım gerçekleştirelim.
Ben Diş Hekimiyim, aynı zamanda ressamım. Seramik heykeller
yapıyorum.
Bu alanda ki eğitimlerim //
Seda Rodop ve Yishai Gaster The constellation okulu / Aile
Dizimi eğitimi
Nir Esterman / Gölge Konstelasyon eğitimi
Seda Rodop / Aile Dizimi Parçalar ve Somatik travma eğitimi
(devam ediyor)
Feride Gürsoy / Travma Fizyolojisi
Feride Gürsoy / Duyguların Fizyolojisi / sen ve ben
Feride Gürsoy / Sistemik Dizim ve Kollektif travma
Zeynep Aksoy / Yoga temel seviye
Mey Elbi / Vinyasa Yoga
Berivan Aslan Sungur / Yin Yoga
Nur sakallı / hamile yogası
Figen Demir / TRE çalışması
Mustafa Kartal / Nefes koçluğu
Ulli Allmendinger / Ayurvedik beslenme
İris Pala
Bodrum. 2025
Toprak gibiydi;
Köklerin burda dedi,
Benden geldin bana döneceksin dedi,
Git dedi, tecrübelerini yaşa ve geri gel,
Özlem bende, bekliyorum seni dedi.
Ruh gibiydi;
Sadeleş dedi,
İlişki kur,
Anlaş,
Birlik ol,
Dedi.
Tanrı gibiydi;
Ben olan ben var dedi,
İç dem şarabımdan,
Aşk ol dedi.
Arada ayna vardı,
Bak bana dedi,
Göreceksin gerçekleri
Ulaşabilirsin hakikate
Ben sadece uyum istiyorum dedi
Belki de düzen
Harmoni
Müzik gibi
Benden bana
Türkülerim vardı alanda
Bir de Ermişlerim
Mayıs.2025
Kaotik ve girdap
İnsan ve ben
Kaos
Düzen
Karmaşık
Yarık
Harmoni
Hakikat
An
Tam da durduğun yer
Merkezin
Ayağını bas
Belki de an
Bulunduğun an
Kapsamak
Sen neredesin
Ve ben
Kendi girdabında
Kendi girdabının merkezinde
Kendi anında
Kendi gerçeğinde
Başka bir girdap
Başka bir an
Başka bir gerçek
An
Omphalos taşı
Göbek
Merkez
Delphi tapınağında tam ortada
Dünyanın tam ortasının bulunması için
Gönderilen taş
Zeus göndermiş
İki şahin ile
Belki de kartal
Tam ortayı bulmak için
İtidal
Kehanet ve ilahi bilgi arayışı için
Zeus tanrı
Taş tanrının gönderdiği
Tanrının dünyaya bağı
Taş
Göbek
İnsanların ilahi olana bağı
Biraz yaşam
Biraz şans
Biraz kader
Adalet
Biraz kendini bulma
Biraz gerçeğini
Hakikate yaklaşma
Hatırlama
Omphalos
Prima materia
Saf ilk
Merkez
Dünyada
Dünyanın merkezi
Merkezde kendini inşaa eden insan
Tanrının indirdiği taştan
Hegel
Bir filozof
Taşı yonta yonta
Kendi taşını
İnsan
Yer yüzüyle gök yüzü arasında
İris Pala
Nisan / 2025
Kadın şaman temsili
Aile dizimlerinde biliyorsunuz ki temsiller alıyoruz. Alan
dayım ve bir kadın temsilindeyim.
Birkaç tane çocuğu olan bir anne. En sevdiği en tatlı ve en yakın
bulduğu küçük kız çocuğum önümde. Gözlerine bakamıyorum. İçime ondan sevgi
akacak, benim duygularımı hissetmeme neden olacak diye ödüm kopuyor. Çünkü
kafam karışık, kaybolmuşum. Şaşkın hareketsiz kalakalmışım. O tatlı kız
yavrumla göz göze geliyor gibi olursam hemen gözlerimi kaçırıyorum. Bakamam. Korkuyorum
ya o tatlı sevgi dolu bakışlar beni eritirse ya beni içine alırsa ya
hissedersem, duygularıma temas edersem, ya içimde ki en derinimde ki o yakıcı
acı açığa çıkarsa.. nolurum ki.. korkuyorum.. Hem de çok..
Önüme bakıyorum. Önümde bir sürü objeler var. Boş boş onlardayım.
Arada gözüm o küçük kızın sevecen gözlerine kayıyor. Öte az ilerde ergen asi
bir kız çocuğum daha var. Bana avaz avaz bağırıyor. Sen bizi görüyor musun, hiç
gördün mü, beni görüyor musun..!! Kahroluyorum. Hele o bana kafa tutanı hiç göremem
ben kendimi göremiyorum ki onu görebileyim. Kafam boş içim boş duygularım yok.
Boşalmışım. Boşaltmışım. Her şey boş her şey nafile. Yapamıyorum. Başlıyorum
önümdeki objeleri düzenlemeye. Oraya buraya düzenle düzelt düzenle. Çok mu güzeller.
Hele bir tanesi.. Mükemmel galiba. Sır gibi. Su gibi. Rengi var, su mavisi. Kalbi
var, Şeffaf. Onu bildiğimi gördüğümü kimseye söyleyemem. O içimi ısıtıyor. Ama
bana saklı. Sır dedim ya.
Bir de o minik sevgi dolu yalvaran bakışlar.
Sevgi dolu bakışlar ve birbirinden güzel objeler ve bir adet
sır.. Buluşuyorlar. Birbirlerini buluyorlar birbirlerine karışıyorlar ve
dönüyorlar girdap gibi yoksa bir vorteks evet bir vorteks oluştu. Hep beraber
içinden geçiyoruz. Zaman çok başka bir yerde kaldı. Mekan ben. Elimde önümde
etrafımda bir sürü objeler var. Yıldızlar güneşler aylar neptünler kraterler
volkanlar akarsular var. Sincaplar kelebekler insanlar var. İyilikler
karanlıklar elmalar güzeller var. Dans edelim.
Dans ediyoruz. Şamanik. En doğal halimizdeyiz. Toprak ve
biz. Ayaklarımız çıplak. Bedenimiz bütün. Gökyüzü kadar. Hepsi biziz. Hepimiz
biziz. Doğru eğri yok. Herkes sağaltılıyor. Şaman biziz. Güneşle suyla
iyileşiyoruz. Elden ele geçiyor. Taşlar tüller tüyler dallar kuşlar kabuklar.
Bedenimizin devamı gibiler. Biz gibiler.
Gibiyim. Gibi.
Sene 2025. Hiç esinti
yok. Dona kalmışım. Hem dünyamda hem temsilimde. Ben kimim ben neyim ben nerden
geldim. Dans ediyor mu. Kimle. Delirdim herhalde. Hep birlikte nasıl olunur.
İyileşmek var mı. Hani objeler bunlar değil. Etraf doğa beton teneke gökdelen
kırmızı dur yeşil geç çatal bıçak diploma çocuk metro.. Bunlarla şamanlık
yapılmaz karıştırma. Çıldırdın herhalde. Çekil biraz. Geri bas. Dur.
b.el.ki.. Su mavisi. Şeffaf.
b.el.ki.. Sır.
İris Pala
Mart.2025
Benim içimde son derece kırılgan küçücük hassas küsen
kaçıngan bir parça var. O kadar net küsüyor ki kendini evlere odalara
sandıklara kitliyor. Ve o kaçıngan yalnızlığında çok sakin mutlu kalabiliyor.
Bu kırılgan küslük hüzünle de buluşunca, değme lezzetlere yer bırakılmıyor. Bu
göz gözü görmeyen kesiflik endişeli olmaya bile alan vermiyor.
Şimdilerde yavaş yavaş bu minnak ürkeki görüyorum. Bilmeye
anlamaya başlıyorum. Elimden geldiğince usul usul ona yaklaşmaya çalışıyorum.
Gözyaşlarım akıyor. Elimi uzatıyorum. Belki hayata çağrımı duyar. Kucağıma gelmeyi kabul eder. İçime özenle
alabilirim.
Belki bana güvenebilir. Ben de onunla daha neşeli daha
yaratıcı olabilirim.
İris
Bodrum / mart 2025
Annemin Ankara da ki evinden çıkıp Bodrum’da ki evine
gelirken, artık annemin öleceğini biliyordum.
Bundan birkaç hafta önce 3 farklı rüya ile bana anlatılmıştı. O
rüyalardan o anda bu çıkarsamayı aklım yapamamıştı ama içim anlamıştı. Bunu da
biliyorum. Annem adına evine veda ettim. Ve benim evim ayrı annemin evi ayrı
olarak Bodrum’da yaşamaya başladık. Annem gittikçe aklından ve bedeninden
uzaklaşıyordu. Bodrum’da Çamlık köyünden Ayşe annemi hiç yalnız bırakmıyordu
hatta yeğenleri çocukları arkadaşları evin içinde yaşıyorlar kalıyorlar gidip
geliyorlar yatıp kalkıyorlar yemekler kurabiyeler dedikodular masallar meseller
ev bir şenlik evi gibi günler geçiriliyordu. Benim yanımda da Çilek köyünden
Dudu kadın vardı. Bu iki bilge kadın, bu iki köyde hayatlarını geçirmiş doğadan
kopmamış ayaklarını hep toprağa basmış yemeğini otları yolup kavurmuş yaşamın
cesur kadınları, benim ciddi rehberlerim oldular. Annemle sabahlara kadar her
konuda konuşmam, rahatlıkla annemin yanında olmam, bu geçişte huzur içinde ona
eşlik edebilmem, ağır kararları kolaylıkla vermem, annemle vedalaşabilip
helallik istemem hep onlar sayesinde oldu. Annem seni seviyorum. Benim için
yaptığın her şeye, bana verdiğin her şeye, tüm katkılarına sonsuz teşekkürler ederim.
Ve annemi uğurladık. Hem ağladık Hem güldük. Tüm sevdikleri
bizimle oldu.
Aradan bir süre geçti ve ben kararmaya başladım. Hareket
etmek istemiyorum. Yemek yapmak mis kokulu çamaşırları asmak sevgiyle sarılmak
resim yapmak hiçbir şey istemiyorum. Neşe verenler merak uyandıranlar müzik
çalanlar dans edenler gülenler her şeyler kalkıp yanımdan bir bir gittiler.
Tüm dişi özellikler kadına ait olanlar annelikle ilgili her
şey, sevgim yaratıcılığım hareket isteğim annemle birlikte toprağın altına
gömüldü. Annem vefat etti ben öldüm.
Yas. Zaman yürüdü. Şimdi 10 seneyi geride bıraktım. Annem
her zaman benim yanımda benimle birlikte bana destek ve beraberce yapıyoruz
yürüyoruz yaratıyoruz coşuyoruz seviyoruz kucaklaşıyoruz yüzüyoruz ve mutluyuz.
Senin için daha çok seyahat edeceğim. Aym. Söz.
İris Pala
İstanbul, şubat 2025
Öfkemizi tanıyor muyuz.. Bizim için neleri sakladığını
neleri örttüğünü bilebiliyor muyuz.. Öfkemiz de hep haklı olduğumuzu biliyoruz,
şöyle ki bizim için en değerli en kırılgan en baş edemediğimiz, görmek
istemediğimiz yönlerimizi örtüyor. Acılarımızı saklıyor. Üzüntümü kucaklıyor. Haksızlık
dediğim her şeyimi, bu bana yapılmamalıydı dediğimi, baş edemediğim her şeyimi saklıyor.
Karşısında kendimi çaresiz hissettiğim her yönümü öfkemden çıkarıyorum. Belki de
bir patlama yaşanamazsa, kabuğuma kaçıp yok olmaya gideceğim. Duyulmamak kaybolmak ve yok olmak isteyeceğim.
Ve acaba kendimi mi koruyor olacağım.. Zaman zaman da o özenle ilmek ilmek
dokuduğum, kendimi özümü kat be kat örtüğüm, bu benim kimliğim olsun dediğim,
biraz kibirle süslediğim çerçeveme kalıbıma kalkanıma saldırı hissedersem hemen
öfkeme sahip çıkacağım. Beğenilmeme biraz dışlanma veya benimsediğim
algılarımda kırılmalar olursa, hiç şüphesiz ki derhal öfkeme sığınacağım.
Deniyor ki, en geçmiş yüzyıllar yıllar öncesinden beri biz
insanlar dünyaya en korumasız halde gelen canlılarmışız. Desteğimiz bakanımız
koruyup kollayanımız yedirip içirip büyütenimiz olmasa yaşamda kalamayacağız.
Bu belki de aynen böyle hükmünü sürdürüyor. Her zaman desteğe bize bakan
gözlere kollayan koruyan sarıp sarmalayan kollara ihtiyacımız var. Sohbetle
muhabbetle görülmeye duyulmaya görmeye duymaya beslenmeye ihtiyacımız var. Kendimizi bulmak tanımak yani kendimizle
karşılaşmak için başka karşılaşmalara ihtiyacımız var. Çetrefilli yollar başka
insanlar olaylar dalgalı hayatlar. Büyümek zorunlu, erginleşmek olgunlaşmak
zorunlu. Ve kendini bulmak için yön amaç zorunlu. Yoksa kaybolabiliriz. Almak
vermek ait olmak toprak edinmek köklenmek hava su güneş nefes sen ben zorunlu
çünkü sonuçta yaratmak var. Kendin olmak var. Gerçekleşmek gerçekleştirmek var.
Özgürlük var. Özgür olmak.
Yaradılışımızla varoluşumuzla öğrenebildiklerimizi, belki
taklit ederek yaratım oyununu oynamak var. Gerçekleştirmek çalışmak çaba telaş
endişe korku olanlar telef hayatın içinde, hepsi var.
Ayrıca bilim adamları sürüngen beyinden söz ediyorlar. Amigdala.
İlkel beyin.
Sürüngen beyin duygusal hayatımızla ilgili ve temel hayatta
kalma fonksiyonlarını yerine getirmede etkili. Öfke ile bağlantısı var. Temel güdülerle
bağlantılı olduğu gibi yaşamsal dürtülerle de ilişkili. Yani kalp atışımızı
nefes almamızı vücut ısımızı ayarladığı gibi, üreme güdümüze yeme içme ve
hayatta kalmak için savunma güdümüze de destek veriyor.
İlkel beyin limbik sistemle ilişki sağlıyor, hafıza
hatıralar duygusal tepkiler ve öğrenme ile ilgili. Yani mutluluk burada olduğu
gibi öfke ve korku da burada.
Amigdala da bu sisteme ait. Amigdala duyguları işliyor, özellikle
de korku ve öfkeyi. Tehdit algısı ve onu izleyen stres duygusu.
Devamında ise tüm hormonal sistemimizin devreye girmesi ve
vücudumuzda fonksiyonlarımızı yürütmesi söz konusu. Buna fizyolojinin bizi ele
geçirmesi de diyebiliriz. Yaşamda kalabilmemiz için.
Sürüngen beynin daha ilkel, limbik sistemin ise daha sosyal
olduğu söyleniyor. Sürüngen beyin devrede iken tüm bilişsel iradi
yeteneklerimizi devre dışı kalıyor. Zira Anlık ani kısa tepkilere ihtiyaç var. Düşünmeye iradi kararlar vermeye zaman yok.
Yani akıllı analitik düzenleyici frontal korteksimiz devre dışı.
Ve bu tamamen fizyolojik etki tepki döngüsü. Zaman zaman, belki
de çoğu zaman eski hatta kadim bilgileri hatıraları bellekten bulup çıkartıp
onların komutasında ezberinde hareket ediyor. Biz neyin ne olduğunu anlayana
kadar olan oluyor ve bizi şap şaşkın ortaya savuruyor.
İşte öfke. Öfkemiz. Var mı var. Baş edilebilinir mi.. Öfke
ile nasıl bir ilişki içine girebiliriz. Öfkeye bir gösterge bir harekete
geçirici ateş olarak baksak, bu yoğun enerjinin ne olduğuna bakmak anlamaya
çalışsak farkı fark edebilir miyiz.. Zamanla belki
B.el.ki
İris Pala
İstanbul. Şubat 2025
Ama ben donmadım anne..
Kuzey Sibiryadan
Kuzey
Asyadan
Kafkasların en kuzeyinden
Kafilelerle uzun yürüyüşlerle aşağı inmeyi başaranlardan
olduk.
Çoluk çocuk erkek kadın aylar günler yürüyenlerden olduk.
Acıya dolandık.
Ayrı düştük. Yaşlılarımıza annane nine ve dedelerimize bizi
bekleyin dönüp geleceğiz dedik. Umutları olduk. Ama asla dönmedik.
Ayrılıkla bildik.
Kuzeyin karlı kayın ormanlarında, zifir karanlıkta zehir
soğukta rutubet zembereğinde koyu bir sessizliğe gömüldük. Kimbilir kaç kez
donmaya niyet ettik ve kendimizi uykunun sıcaklığına bıraktık.
Veya
Kara karadenizin yoğun sularında koyun koyuna aylarca
günlerce saatlerce bir milim bile ses çıkarmadan ilerlemeye çalıştık. Küreklerimizin
hışırtısına asıldık. Kaybolduk.
Ayrılamayanlardan olduk.
Ölemeyenlerden.
Ve
Asla donamayanlardan.
Olduk.
Sene 2025.
Yüzyıllar ve yüzyıllar öncesinden.
Her birinize dokunuyorum. Tek tek.
Pırıl pırıl parlayan ateş böcekleri gibi dönerek
yükseliyorsunuz.
İris Pala
İstanbul. Şubat 2025
İnsan olmak demek bir manada diğer insanlarla ilişkide olmak
demek.
Zaten bugünün dünyasında ihtiyaçlarımın çoğunu kendi başıma
halledemeyeceğime göre, uygar bir biçimde diğer insanlarla hatta tüm dünya ile
birlikte yaşamak durumundayım.
Ayrıca, günler haftalar yıllar boyu kendi başıma konfor
alanımda kalmam da mümkün değil. Sosyolojik psikolojik hatta biyolojik
ihtiyaçlarım da buna izin vermiyor. Birlikte uyum halinde beraberce ilişkiler
kurarak yaşamalıyız. Zorlanıyor muyuz, evet bazen karmaşık varlıklar olarak çok
zorlana biliyoruz.
AD Alanı, farklı insanların farklı duygu ve düşünceleri ile bir
araya gelebildikleri çok güvenli bir yer. Farklı ırkların, dinlerin, dillerin
kültürlerin yaşam biçimlerinin, gelenek görenek alışkanlıklarının toplandığı
bir alan. Fenomonolojinin kendini ortaya koyduğu, yarattığı yer.
Hepimiz çok farklı çok fazla olasılığa sahibiz. Bulanık
düşüncelerimiz net düşüncelerimizden, farkında olamadıklarımız farkında
olduklarımızdan çok fazla..
İşte bu fenomenolojik alan, ben ve benim gibi, biz ve bizler
gibi sonsuz farklılıkları bir araya toplama ve gösterme gücüne sahip. Üstlendiğim
her temsil, insan duygu düşünce ve olgularına temas etmeme, hepsinin içinden
geçmeme olanak veriyor. Hayal bile edemeyeceğim farklı insan hallerinde olmak
beni inanılmaz bir kabule getiriyor. Bir anda sınırlarım yeniden düzenleniyor
beklenmedik bir uyum harmoni ritim içinde olabiliyorum. Bu kabulün verdiği teslimiyet müthiş bir kapsama
alanına ve özgürlüğe dönüşüyor.
iris pala
İstanbul, şubat 2025