Öfkemizi tanıyor muyuz.. Bizim için neleri sakladığını
neleri örttüğünü bilebiliyor muyuz.. Öfkemiz de hep haklı olduğumuzu biliyoruz,
şöyle ki bizim için en değerli en kırılgan en baş edemediğimiz, görmek
istemediğimiz yönlerimizi örtüyor. Acılarımızı saklıyor. Üzüntümü kucaklıyor. Haksızlık
dediğim her şeyimi, bu bana yapılmamalıydı dediğimi, baş edemediğim her şeyimi saklıyor.
Karşısında kendimi çaresiz hissettiğim her yönümü öfkemden çıkarıyorum. Belki de
bir patlama yaşanamazsa, kabuğuma kaçıp yok olmaya gideceğim. Duyulmamak kaybolmak ve yok olmak isteyeceğim.
Ve acaba kendimi mi koruyor olacağım.. Zaman zaman da o özenle ilmek ilmek
dokuduğum, kendimi özümü kat be kat örtüğüm, bu benim kimliğim olsun dediğim,
biraz kibirle süslediğim çerçeveme kalıbıma kalkanıma saldırı hissedersem hemen
öfkeme sahip çıkacağım. Beğenilmeme biraz dışlanma veya benimsediğim
algılarımda kırılmalar olursa, hiç şüphesiz ki derhal öfkeme sığınacağım.
Deniyor ki, en geçmiş yüzyıllar yıllar öncesinden beri biz
insanlar dünyaya en korumasız halde gelen canlılarmışız. Desteğimiz bakanımız
koruyup kollayanımız yedirip içirip büyütenimiz olmasa yaşamda kalamayacağız.
Bu belki de aynen böyle hükmünü sürdürüyor. Her zaman desteğe bize bakan
gözlere kollayan koruyan sarıp sarmalayan kollara ihtiyacımız var. Sohbetle
muhabbetle görülmeye duyulmaya görmeye duymaya beslenmeye ihtiyacımız var. Kendimizi bulmak tanımak yani kendimizle
karşılaşmak için başka karşılaşmalara ihtiyacımız var. Çetrefilli yollar başka
insanlar olaylar dalgalı hayatlar. Büyümek zorunlu, erginleşmek olgunlaşmak
zorunlu. Ve kendini bulmak için yön amaç zorunlu. Yoksa kaybolabiliriz. Almak
vermek ait olmak toprak edinmek köklenmek hava su güneş nefes sen ben zorunlu
çünkü sonuçta yaratmak var. Kendin olmak var. Gerçekleşmek gerçekleştirmek var.
Özgürlük var. Özgür olmak.
Yaradılışımızla varoluşumuzla öğrenebildiklerimizi, belki
taklit ederek yaratım oyununu oynamak var. Gerçekleştirmek çalışmak çaba telaş
endişe korku olanlar telef hayatın içinde, hepsi var.
Ayrıca bilim adamları sürüngen beyinden söz ediyorlar. Amigdala.
İlkel beyin.
Sürüngen beyin duygusal hayatımızla ilgili ve temel hayatta
kalma fonksiyonlarını yerine getirmede etkili. Öfke ile bağlantısı var. Temel güdülerle
bağlantılı olduğu gibi yaşamsal dürtülerle de ilişkili. Yani kalp atışımızı
nefes almamızı vücut ısımızı ayarladığı gibi, üreme güdümüze yeme içme ve
hayatta kalmak için savunma güdümüze de destek veriyor.
İlkel beyin limbik sistemle ilişki sağlıyor, hafıza
hatıralar duygusal tepkiler ve öğrenme ile ilgili. Yani mutluluk burada olduğu
gibi öfke ve korku da burada.
Amigdala da bu sisteme ait. Amigdala duyguları işliyor, özellikle
de korku ve öfkeyi. Tehdit algısı ve onu izleyen stres duygusu.
Devamında ise tüm hormonal sistemimizin devreye girmesi ve
vücudumuzda fonksiyonlarımızı yürütmesi söz konusu. Buna fizyolojinin bizi ele
geçirmesi de diyebiliriz. Yaşamda kalabilmemiz için.
Sürüngen beynin daha ilkel, limbik sistemin ise daha sosyal
olduğu söyleniyor. Sürüngen beyin devrede iken tüm bilişsel iradi
yeteneklerimizi devre dışı kalıyor. Zira Anlık ani kısa tepkilere ihtiyaç var. Düşünmeye iradi kararlar vermeye zaman yok.
Yani akıllı analitik düzenleyici frontal korteksimiz devre dışı.
Ve bu tamamen fizyolojik etki tepki döngüsü. Zaman zaman, belki
de çoğu zaman eski hatta kadim bilgileri hatıraları bellekten bulup çıkartıp
onların komutasında ezberinde hareket ediyor. Biz neyin ne olduğunu anlayana
kadar olan oluyor ve bizi şap şaşkın ortaya savuruyor.
İşte öfke. Öfkemiz. Var mı var. Baş edilebilinir mi.. Öfke
ile nasıl bir ilişki içine girebiliriz. Öfkeye bir gösterge bir harekete
geçirici ateş olarak baksak, bu yoğun enerjinin ne olduğuna bakmak anlamaya
çalışsak farkı fark edebilir miyiz.. Zamanla belki
B.el.ki
İris Pala
İstanbul. Şubat 2025
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder