Anneannem; simsiyah. Upuzun. Tatlı bi tebessümlü bembeyaz
yüzü var. Kısık içe kaçmış gözleri ile bana bakıyor. Sessiz. Yumuşak. İçten.
Uzun kemik bir burun. Sivri çene. Siyah kıyafetin altındaki ayakları ondanda
koyu kahverengi nemli toprağa basmış. Kafkasların nemli toprakları. Yukarı doğru
en koyu lacivertten en koyu yeşile doğru uzayıp giden, uçuk mavi ince gökyüzüne
buluşan, Kafkasların rutubetli nemli ürkünç ormanları. Sağ yanında beyaz kurt
köpeği gözleri mavi, sol yanında gözleri kahverengi alacalı boz sarı turuncu
kurt köpeği. Ananeme koşarak sarılmak istiyorum. Ancak çok yavaşça yanına
gidiyorum ve usulca bacağına sarılıyorum. Elleri başımı okşuyor.
Annebabam; muzip. Güler yüzlü. Yuvarlak gözler, yuvarlak
surat, yuvarlak dazlak kafa. Bi var bi yok. Masal gibi. Osmanlı derebeylik
sokakları. Parke taşlar, sarı taş örülü duvarlar, tahta kapılar, demir kapı
tokmakları. Kemerli sokaklar tahta cumbalı evler. Soğanlı yahnili yemek kokusu.
Şu köşe başından annebabam bana sesleniyor. Hoop ben gidene kadar diğer tarafa
zıplamış. Bi arkamda bi önde orda şurada burada.. Gülüyorum.
Babaannem; hiç tanımıyorum ki. Görünce çok şaşırdım.
Tahminimden daha da yapılı. Sağlam. İri kemikli. Yuvarlak yüzüne kocaman gözler
çok yakışmış. İri elmacık kemikleri var. Başına bezleri kumaşları sarmışta
sarmış. Gözler yeşil. Saçları bilemedim, açık kumral acaba kızıla mı kaçık. Kat
kat etekler gömlekler giymiş. Bir de yelek. Hafif kumaşlar hepsi de uçuk toprak
rengi, bozkır sarısı gibi. Asya esintisi. Sessiz bir tebessümü var. Benim başımın
üstünden uzaklara ufuklara bakıyor.
Babababam; hiç görmedim. Tanışmıyoruz. Bu kadar yakışıklı
olduğunu bilmiyordum. İnce uzun yapılı. Üzerinde Atatürk devrim takım elbisesi
var. Gri füme ceket pantolon fötr şapka. Yeşil göz. Anadolu Asya Horasan.
İris
Mart. 2026. Bodrum
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder