1 Mart 2021 Pazartesi
Su ve Gökkuşağı
24 Şubat 2021 Çarşamba
Ben ki
Her ne kadar istesek de beğenmesek de bir an sonramız hakkında hiçbir fikrimiz olamıyor. Her zaman için bir an sonramızı sonsuz belirsizlik içerisinden seçtiklerimizle oluşturuyoruz. Öğrendiklerimizi bildiklerimizi algılarımızı duygularımızı bir şekilde uyuma getiriyor veya organize ediyoruz. Yani sonsuzluk kaosundan bir düzen yaratmaya veya kurmaya çalışıyoruz.
Muhakkak ki resmim de benimle birlikte değişiyor ve dönüşüyor. Şu sıralar düşüncelerim ilişki ve hareket kavramlarıyla dalgalanıp duruyor. Satıh üzerinde çizgilerin birbirleriyle ilişkileri ve bu ilişkilerin patlamasından açığa çıkan hareket. Hareketin ve çizgilerin insan bedenine dönüşmesi ve zamandan mekândan kopup birbirinin üzerine binerek devinmesi, bu dinamizmin renklerle ve duyguyla buluşması beni çok heyecanlandırıyor. Bunlar sürerken benim içsel çatışmalarım açığa çıkıyor ve resimle de mücadelem başlıyor. Artan kaygımın uyuma gelmesi beni uğraştırıyor ve bir hayli de yoruyor. Bu devinimin içinden çıkmak belirsizlikleri uyuma getirmek her zaman için pek mümkün olamıyor. Zaten bu döngünün de bir sonunun olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla resim yapmak bir macera haline dönüşüyor. Cesaret isteyen bir macera ve yine de insanı dinginliğe getiren bir macera. Kaosun belirsizliğin hayatın bir uyuma getirilmesi çabası. Yani imkânsızın istenmesi.
İris Pala
Torba / Bodrum Şubat 2021
16 Şubat 2021 Salı
Üretmek Yaratmak
Üretmek, sanki daha anlaşılır bir durum. Bize has bir şeyleri kendi bilgimiz, algılarımız ve yetilerimiz dâhilinde ortaya koymak. Yazmak çizmek ifade etmek renklendirmek eylemde bulunmak açığa çıkartmak düzenlemek organize etmek sunmak gibi .. Sanki her şey akılda başlıyor orada gelişiyor ve bir süreci var. Olgunlaşması gerekiyor, bir plan dâhilinde gerçekleşmek istiyor ve belki de yöntem ve uyması gereken kuralları var. Aklı başında bir durum yani.
Yaratmak, pek de aklı başında bir durum değil. Bir kere aniden oluşuveriyor. Basınç yapmaya başlıyor. Nerden geldiğini anlamak mümkün değil. Nereye gideceği de belirsiz. Duyarlılık biraz da saflığa ihtiyacı var. İlk ortaya çıktığı, kendini hissettirdiği yer akıl değil. Nasıl nerde ne şekilde gerçekleşeceğini de pek kestirmek mümkün değil. İnsan onun kaosunda darmadağın olunca ancak akla müracaat etmek zorunda kalıyor ve elindeki o son derece yetersiz malzemeleriyle (ki bu öncelikle kendimiz) onu dışarı atmak çıkarmak için bir dizi yolsuz yöntemsiz uğraş hatta savaş veriyor. Başaranlar dahi başaramayanlar deli olup çıkıyor. Benim gibiler de arada gel gitlerle boğuş uğraş bir düzen bir huzursuzluk tutturmağa çalışıyor.
Pınar'la mektuplaşmalar..
İris Pala
Şubat 2021
Torba / Bodrum
Sessiz Asi
Bizler evrenin sessiz asi çocuklarıyız. Her zaman için yeryüzü bizlere daha fazla şefkat göstermek zorunda kaldı. Gökyüzü ise her zaman için bize bereketini daha fazla yağdırdı ve şansımızı bol tuttu. Çünkü biz bu dünyaya gelip bu topraklara bulanmak hiç istemedik. Her zaman için de ayrılık hüznünü içimizde hissettik.
İris Pala Torba / Bodrum Ocak 2021
12 Aralık 2020 Cumartesi
YEŞİL
YEŞİL
Sanırım ilk defa kendimle ilişkilendirdiğim renk yeşildi. Kendimi beden olarak fark ettiğim yıllardı. Yani ergenlik yıllarım. Çevremi de sosyal olarak fark ettiğim yıllar olmalı ki, artık dış görünüşümün önemli olması gerektiğine kani olmuştum. Benim dışımda bir dünya vardı ve bana bakıyordu. Güzel görünmeliydim, dış dünya bana bakıyordu. Giyim önemliydi, renkler güzel şeylerdi, o halde kendime bir renk bulsam iyi olurdu ve belki de uyumlu renklerle eğlenebilirdim. Yeşilin bana yakıştığını söylediler çünkü gözlerim yeşildi. Yeşil bir paltom vardı. Bu palto benim için çok önemliydi, ilk defa kimseyi karıştırmadan kendim almıştım. Kocaman upuzun adeta çadır benzeri bir şeydi. En önemlisi de beni sarıp sarmalıyor hatta beni çok iyi saklıyordu. Bu gerekliydi çünkü dış dünya beni ürkütüyordu. Hem de çok ürkütüyordu. Onlar benim yeşil gözlerimi görüyor, yeşil paltomu görüyor ve dikkatleri orada oyalanırken ben de rahatlıkla kendimi saklayabiliyordum. Korunmaktan, saklanmaktan mutluydum. Bu gün anlıyorum ki, karakterimin baskın özellikleri çizilip şekillenirken ben resmimi yeşil renk ile boyuyormuşum.
Zamanla dış dünyaya alıştım, ilişkilerim çeşitlendi ve renklendi, saklanmaya korunmaya yeşile ihtiyacım azaldı, hayatım çeşitlendi ama ki dağıldı. Artık biraz da dış dünyaya aittim. Farklı farklı yeşiller görüyordum, hepsinin çok farklı tonları vardı. Mesela, Camilere uygun görülen yeşil beni irkiltiyordu. Yobazdı. Asker yeşilini beğeniyordum ama sertti, çok ürkütüyordu. Orda savaş vardı ve ben savaştan çok korkuyordum. Doğayı çok seviyordum. Artık tek kaçış noktam, beni saklayan doğa kalmıştı. Çok özgürdü, özgündü, beni şaşırtıyor heyecanlandırıyordu. Ayrıca uçsuz bucaksızdı ve ufuktan sonsuza gidilinebilirdi. Deniz vardı, orada yeşile mavi karışıyordu, yağmura gri, kara beyaz, geceye siyah, gün doğumuna turuncu.
Sonuçta doğayı da seviyordum insanları da..
İris pala 2020 Aralık / Torba / Bodrum