24 Şubat 2021 Çarşamba

Ben ki

Her ne kadar istesek de beğenmesek de bir an sonramız hakkında hiçbir fikrimiz olamıyor. Her zaman için bir an sonramızı sonsuz belirsizlik içerisinden seçtiklerimizle oluşturuyoruz. Öğrendiklerimizi bildiklerimizi algılarımızı duygularımızı bir şekilde uyuma getiriyor veya organize ediyoruz. Yani sonsuzluk kaosundan bir düzen yaratmaya veya kurmaya çalışıyoruz.

Muhakkak ki resmim de benimle birlikte değişiyor ve dönüşüyor. Şu sıralar düşüncelerim ilişki ve hareket kavramlarıyla dalgalanıp duruyor. Satıh üzerinde çizgilerin birbirleriyle ilişkileri ve bu ilişkilerin patlamasından açığa çıkan hareket. Hareketin ve çizgilerin insan bedenine dönüşmesi ve zamandan mekândan kopup birbirinin üzerine binerek devinmesi, bu dinamizmin renklerle ve duyguyla buluşması beni çok heyecanlandırıyor. Bunlar sürerken benim içsel çatışmalarım açığa çıkıyor ve resimle de mücadelem başlıyor. Artan kaygımın uyuma gelmesi beni uğraştırıyor ve bir hayli de yoruyor. Bu devinimin içinden çıkmak belirsizlikleri uyuma getirmek her zaman için pek mümkün olamıyor. Zaten bu döngünün de bir sonunun olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla resim yapmak bir macera haline dönüşüyor. Cesaret isteyen bir macera ve yine de insanı dinginliğe getiren bir macera. Kaosun belirsizliğin hayatın bir uyuma getirilmesi çabası. Yani imkânsızın istenmesi.

 

İris Pala

Torba / Bodrum Şubat 2021

 

16 Şubat 2021 Salı

Üretmek Yaratmak

 

 

 

Üretmek, sanki daha anlaşılır bir durum. Bize has bir şeyleri kendi bilgimiz, algılarımız ve yetilerimiz dâhilinde ortaya koymak. Yazmak çizmek ifade etmek renklendirmek eylemde bulunmak açığa çıkartmak düzenlemek organize etmek sunmak gibi .. Sanki her şey akılda başlıyor orada gelişiyor ve bir süreci var. Olgunlaşması gerekiyor, bir plan dâhilinde gerçekleşmek istiyor ve belki de yöntem ve uyması gereken kuralları var. Aklı başında bir durum yani.

Yaratmak, pek de aklı başında bir durum değil. Bir kere aniden oluşuveriyor. Basınç yapmaya başlıyor. Nerden geldiğini anlamak mümkün değil. Nereye gideceği de belirsiz. Duyarlılık biraz da saflığa ihtiyacı var. İlk ortaya çıktığı, kendini hissettirdiği yer akıl değil. Nasıl nerde ne şekilde gerçekleşeceğini de pek kestirmek mümkün değil. İnsan onun kaosunda darmadağın olunca ancak akla müracaat etmek zorunda kalıyor ve elindeki o son derece yetersiz malzemeleriyle (ki bu öncelikle kendimiz) onu dışarı atmak çıkarmak için bir dizi yolsuz yöntemsiz uğraş hatta savaş veriyor. Başaranlar dahi başaramayanlar deli olup çıkıyor. Benim gibiler de arada gel gitlerle boğuş uğraş bir düzen bir huzursuzluk tutturmağa çalışıyor.

 

Pınar'la mektuplaşmalar..

 

İris Pala

Şubat 2021

Torba / Bodrum

Sessiz Asi

 

Bizler evrenin sessiz asi çocuklarıyız. Her zaman için yeryüzü bizlere daha fazla şefkat göstermek zorunda kaldı. Gökyüzü ise her zaman için bize bereketini daha fazla yağdırdı ve şansımızı bol tuttu. Çünkü biz bu dünyaya gelip bu topraklara bulanmak hiç istemedik. Her zaman için de ayrılık hüznünü içimizde hissettik.

 

İris Pala Torba / Bodrum Ocak 2021

12 Aralık 2020 Cumartesi

YEŞİL

 

YEŞİL

 

 

Sanırım ilk defa kendimle ilişkilendirdiğim renk yeşildi. Kendimi beden olarak fark ettiğim yıllardı. Yani ergenlik yıllarım. Çevremi de sosyal olarak fark ettiğim yıllar olmalı ki, artık dış görünüşümün önemli olması gerektiğine kani olmuştum. Benim dışımda bir dünya vardı ve bana bakıyordu. Güzel görünmeliydim, dış dünya bana bakıyordu. Giyim önemliydi, renkler güzel şeylerdi, o halde kendime bir renk bulsam iyi olurdu ve belki de uyumlu renklerle eğlenebilirdim. Yeşilin bana yakıştığını söylediler çünkü gözlerim yeşildi. Yeşil bir paltom vardı. Bu palto benim için çok önemliydi, ilk defa kimseyi karıştırmadan kendim almıştım. Kocaman upuzun adeta çadır benzeri bir şeydi. En önemlisi de beni sarıp sarmalıyor hatta beni çok iyi saklıyordu. Bu gerekliydi çünkü dış dünya beni ürkütüyordu. Hem de çok ürkütüyordu. Onlar benim yeşil gözlerimi görüyor, yeşil paltomu görüyor ve dikkatleri orada oyalanırken ben de rahatlıkla kendimi saklayabiliyordum. Korunmaktan, saklanmaktan mutluydum. Bu gün anlıyorum ki, karakterimin baskın özellikleri çizilip şekillenirken ben resmimi yeşil renk ile boyuyormuşum.

Zamanla dış dünyaya alıştım, ilişkilerim çeşitlendi ve renklendi, saklanmaya korunmaya yeşile ihtiyacım azaldı, hayatım çeşitlendi ama ki dağıldı. Artık biraz da dış dünyaya aittim. Farklı farklı yeşiller görüyordum, hepsinin çok farklı tonları vardı. Mesela, Camilere uygun görülen yeşil beni irkiltiyordu. Yobazdı. Asker yeşilini beğeniyordum ama sertti, çok ürkütüyordu. Orda savaş vardı ve ben savaştan çok korkuyordum. Doğayı çok seviyordum. Artık tek kaçış noktam, beni saklayan doğa kalmıştı. Çok özgürdü, özgündü, beni şaşırtıyor heyecanlandırıyordu. Ayrıca uçsuz bucaksızdı ve ufuktan sonsuza gidilinebilirdi. Deniz vardı, orada yeşile mavi karışıyordu, yağmura gri, kara beyaz, geceye siyah, gün doğumuna turuncu.

Sonuçta doğayı da seviyordum insanları da..

 

 

İris pala 2020 Aralık / Torba / Bodrum

 

 

7 Mayıs 2020 Perşembe

Sanatın Gizemi


 

 

Sanatın Gizemi

 

Sanatın gizemi var mıdır … ? Ya insanın gizemi; kendi kendinde saklı olan. Kendini bile kendinden alıkoyan. İnsanda açılması gereken bir gizli hazine, gayret isteyen, emek talep eden. Saklı bir yan. Kolaylıkla kendini açmayıp cilve yapan. Göstermek istemeyen belki de kendini sunmaktan korkan. Hatta çatışmaya giren. Meydan okuyan.

Nedendir bu insanın kendi kendine meydan okuması, baş kaldırması. İçinde çok mu değerli bir hazine saklamaktadır ki bu denli gizlensin.  Yoksa emek verilerek açılan, ulaşılanlar mı güzel oluyor ve değer kazanıyor. Neden korkuyoruz peki?  Cesaretimiz neden kırık. Oysaki Cesaret göstermek emek vermenin, değer kazandırmanın bir ifadesi. Kendine güvenmek için kararlılık şart. Bunlar zor mu geliyor bize yoksa bilinmezliklerde ilerlemek mi istemiyoruz. Durduğumuz yer mi en güvenli geliyor, durağanlıkta çürümek sanki önemli değil.  Sabır göstermek,  bilgiye ulaşmak, dürtülmek gerektiriyor belki de acı çekmeden olmuyor. Nerdeyse kıpırdamak istemiyoruz. Bilmiyor muyuz sabır ile bilgi ile yoğruldukça güzellikler açığa çıkıyor. Hepsi bizde başlıyor bizden yol alıyor. Üstelik kimsenin el falı bir diğerinin kine benzemiyor.

Her şey aslında düzensizlik ile başlıyor. Belirsizlik de cabası. Hayat bilinmezlikler üzerinden açılıyor. İç derinliklerimiz ise kaybolma alanlarımız. Dehlizler, labirentler, kör kuyular. Dolanmak dolaşmamak elde değil. Bütün bunlardan geçmek, bütün bunları aşmak için bilgi mi gerekli yoksa sağduyu mu? Bunu bile ayırt ederken zorlanıyoruz. Çatışkılar, çelişkiler kaçınılmaz. Peki, bizi dürtükleyen bir şeyler ola bilir mi… Merak, hayret, kuşku, hayaller…  Sezgi. İnat. Sabır. Güç. İrade. Bizi her zaman rahatsız eden, en derinden en içten basınç yapan, fışkırmak için fırsat kollayan zorlayan nedir. Bilim mi yapmalı, yoksa felsefeye mi dalmalı yoksa dine mi sardıralım. Belki de Dans etmek oyun oynamak en güzeli. Sanat. Aşk. Nefes.

Masumiyet nereye kadar saklı tutulabilir. Mabetler kutsalımızı ne kadar saklar. Sonsuza kadar cennet bahçesinin kuş cıvıltıları sürer mi? Kırgınlıklar, hüzün, acı, özlemler, sıkıntı hislerimiz bizi nerelerden koparır, bizi nerelere sürükler. Kaybolmak yoksa çok mu kolay. Ölüme yatılır mı?

Hangi dürtü bizi ayağa kaldırabilir. Yaratıcılık mı bizi beklemektedir yoksa biz mi onu bulmak zorundayızdır. Çaba yanında neleri de ister. Yanağımıza öpücük konduracak prens hangi yönden gelecektir. Yoksa kurbağanın yakışıklı prens olması için bizim mi onu öpmemiz gerekir. Hepsini biz öpelim bitsin gitsin.

Yerle göğü birleştirsek, içimizle dışımızı birbirine kavuşturur muyuz?

İç dünyamızı sanat ile dış dünyaya açarız. Ne kadar sadeleşir, saflaşırsak, aklımızı da ne derece gereksizlerden arındırırsak, o kadar sevgiye veya sanata yaklaşırız. Yaratmak özümüzün en derinlerinden çıkıp özgürlüğe kavuşmasıdır. İç dünyamız sonsuzluklara açılır, hayal gücüyle beslenir. Yumuşaktır, alıcıdır, kabuldedir. Hâlbuki dış dünyanın kuralları vardır, sınırlıdır, katıdır. Kaçınılmaz olaraktan bunların çatışmasını yaşarız. Sanat bunları birleştirir. Yumuşatır ve uyuma sokar. Sanat katman katman açılır, iç dünyamız tek tek dökülür. Kayıplardan bizi çıkartır, değiştirir ve dönüştürür. Yalnız bırakmaz her yerle, her şeyle, evrenlerle bağlı olduğumuzu sezdirir. Toparlar, bütünler.

Gözümüze en karmaşık gelen eserler bile, aslında karmaşayı, kargaşayı düzene getirir, bir biçime sokar, uyum estetik güzellik ortaya çıkar.

Bilim, felsefe bizi bizden alıp sonra tekrar bizi bize teslim eden âlemler. Mabet kutsalın sığınakları. Halvet. Sanat içimizin en derinlerinden fışkıran. Gizem. Yaşam. Biz.

 

 

İris Pala. Nisan – Mayıs 2020

Torba. Korona Günleri


Bütün Varlıklar


 
 

Bütün varlıklar özellikleri ve hasletleriyle varoluş gayelerine yönelik oluşlarıyla, kemalatını kuvveden fiile çıkarışlarıyla Allah’ ı tesbih etmekte, O’na hamdetmektedir.

İbn-i Arabî

 

Bütün varlıkların hamd ile Allah’ı tesbih ettiklerini, insanların veya benim, bulunduğum bu konumdan anlamam mümkün değildir. Sadece şöyle bir çıkarsama yapabilirim; insan, tüm âlemleri içinde toplayan bir varlıktır ve Âdem’in toplayıcılık ve kapsayıcılık özellikleri insanda da mevcuttur. Tüm varlıkların, yoktan var olmadıkları, her birinin, bilinçten, enerjiden, bütünden veya ismi ile müsemma Allah’ dan geldiği düşünülür. Evrimleşme süreci içerisinde veya değişim dönüşüm süreci içinde tüm varlıklar kendi döngülerini gerçekleştirirler. Bu varlıkların süreçlerinde bire, bütüne, Allah’ı tesbih etmeleri kaçınılmazdır. Şu şekilde de söyleyebiliriz, tamamlanma süreci içinde tüm enerjiler birbirine dönüşür. Bir ve bütünden doğan bir ve bütüne döner.

Döngüyü tamamlarken temizlenmek yani arı kavramlarla bir ve bütüne yürümek tümellere ilkesince ulaşmak, Allah’ı tesbih etmektir. Yani yüzünü Allaha dönmek onun isimleri üzerinden hareket etmek, teşbih ve tenzih ile tevhide gelmektir. Başka bir söyleyişle, ide ve kavramları ilkelerine göre aklını çalıştırmak, zıtları bütünlemek, olgunluğu bulmak, kemale gelmek demektir.

Güzel bir hayat için, bu şekilde hareket etmek en kısa yoldur. Ve eninde sonunda gerçekleşecek olandır. Kabul rızayı getirir ve her şeyin kolayca akmasına neden olur. Kendimizi rahat ve huzurun içinde bulur sakinliğe teslim oluruz.

Tesbih; subbuh/sbh kökünden gelir, arı kavramlarla çalışır. Ussaldır. Akıl yürütmedir. Nefs, akıl, eylemler ile ortaya çıkar. Subbuh da açığa çıkar. Allahın isimlerine yönelmek ve onlar adına hareket etmektir. Döngüdür. Teşbih ve tenzih ile tevhit etmektir. Yüzmek, yürütmek manası da vardır. Aklımızı tenzih ederken düşünceleri temizlemek, arındırmak veya teşbih ile benzeyen benzemeyenleri düşünerek ayırt etmek, aklın işletilmesi, düşünceler arasında yüzülmesi manasına gelir. Döngüsünü tamamlamak da tesbih etmektedir.

Âlemler O’ndandır. Birlik ve bütünlüktür. İnsanoğlu olarak bize verilidir. Biz hepsini hazır bulmuşuzdur. Ancak aklımızı işleterek irademiz ve gücümüzle eylemlerimizi gerçekleştire biliriz. Verili ve hazır bulmak hamd’ı gerektirir. Gözümüz kulağımız bedenimiz doğamız ve dışımızdaki doğa ve evren ve âlemler bize hazır verilmiştir. Bunların hepsi birer hediyedir ve teşekkürü gerektirir. Aklımızı yürütmek, bilincimizi oluşturmak, bilinç dünyasından nasibini almak bize düşer. Hareket etmek ve eylemlerimizi gerçekleştirmek bize kalır. Bunlar şükrü gerektirir.

Hangi ötelerden gelip nerede ki bilinmeze geçeceğimi, bu idrak seviyesinden söylemem mümkün değildir. Kendimi bilmemle başlayan bu süreç, bana verili olanları yavaş yavaş fark etmekle başlar. Önce insan her şeyin karşılığını kendinde arayıp bulmaya çalışır. Gözümün önünde olan Doğa ve benim doğal yapımdır. Duyu organlarım, bedenimin çalışma mekanizması, dürtüler, içgüdülerim, psikolojik yapım, akıl, ruh, evrenler, âlemler, düşünceler, bilinç... Fark ediyorum ki bunların hepsini ben hazır bulmuşum. Bunlarının üstüne aklımı işleterek hayatımı yürümek durumundayım. Hasletlerim var, yeteneklerim, yetilerim, yatkın olduklarım yani kabiliyetler var. Yapmaya, olmaya kabul ettiklerim. İradem, gücüm aklım. Ayırt etmek gerekir, neler bana zorunlu neler benim seçimimden. Bir potansiyel ve donanıma sahibiz. Bilgiye başvurarak, aklı kullanarak, gücümüz ve irademiz sayesinde, gayemize yönelerek eylemlerimizi gerçekleştirebilir, yapıp etmelerimizi açığa çıkarta biliriz. Kendimizi bilmek, kendimizi yaratmak bu şekilde mümkündür. Kendimizi açarız, ortaya koyarız, eylemlerimizle biliniriz ki, hem kendi kendimizle tanışırız hem de başka bilinçlerle ilişki kurarız.

 Sormak ve düşünmek gerekmez mi, ne için geldik ve nereye doğru gidiyoruz. Dünya üzerinde var olma sebebimiz nedir? Evriliyor muyuz, eviriyor muyuz, dünyaya bir katkımız var mı, yaşama dair gayemiz nedir? Varoluş gayelerimize yönelik olarak mı dünyaya yerleşiyoruz. Bu bize bir zorunluluk yüklüyor mu? Yetilerimiz ve yeteneklerimiz sayesinde gayemizi biz mi keşfediyoruz, bunlarla nasıl tanış oluyoruz. Tüm âlemler önümüze serilmiş, bütün potansiyel bizde, bunu açığa görünüre çıkartmak zorundayız. Yaratım budur, neyi nasıl yapacağımızı bilemeyebiliriz, kaybolabiliriz. Döngüyü tamamlamak, bütünlemek o’nu bilmekle mümkündür. Yüzümüzü doğru yöne çevirmek ve gözden kaçırmamak gerekir. Eylemlerimizle açığa çıkardıklarımızı doğru yürütmeli iyi ve güzele yönelmeliyiz. Başka bilinçlerle birlikte olmalı, büyüyüp dönüşmeliyiz. Olgunlaşmak, olmak, bütünlenmek, kemale ulaşmak ancak bu şekilde mümkün olur.

 

 

 

 

 

İris Pala. Nisan 2020

Torba / Bodrum korona günleri

 

 

Bu yazım için Metin Bobaroğlu, Dücane Cündioğlu bilgilerine başvurdum.



25 Nisan 2020 Cumartesi

Hidrojen Atomu




Hidrojen Atomu

 

Biliyoruz ki evren sürekli bir devinim yani hareket içindedir. Asıl söylemek istediğim ise sürekli bir oluş / bozuluş halinde olmasıdır.

Var olan bir durum / hal / şey kendi süreci içinde bir başka var olan duruma değişir / dönüşür / evrilir.

Her var olduğu durumda da kendi halinin kemalatındadır.

O halde kemalat nedir? Bütünlenmek. Bütüne gelmek. Tam ve en olgun haline kavuşmak. Kendi için mükemmellik. Karşıtları bir etmiş olmak. Tikelle tümeli, soyutla somutu, evrenselle yereli, bütünle parçayı, fizikle metafiziği …..

Doğada, olayda, olguda, kavramda, eylemde, akılda bir etmiş olmak, birliğe getirmek. İnsanda hepsini bütünlemek. Evrende bütünlemek. Belki de âlemlerde bütünlemek…

Bu devinim; kendi süreci içinde, oluş / bozuluş durum ve hali, kendi içeriğinin karşıtı ile çatışmasından gerçekleşir. Yani haddini aştığında karşıtına dönüşür.

Bu sürekli değişim / dönüşümün arkasında ise bir değişmeyen vardır. Ki bu bütünlenmedir ve kemalattır.

Tasavvuf da celal & cemal bütünlüğe kemal ile ulaşır.

Kemalat kavramında iyi / kötü, aşağı / yukarı gibi sınıflamalar veya mertebeler yoktur. Her kendini tam olarak gerçekleştirme kemal attandır.

Dinler tarihinden olaylara yaklaşırsak, Hz. Musa ile şeriatın dış dünyada / zahiride tamamlanması,  Hz. İsa ile hakikatin iç dünyalarda / Bâtıni de tamamlanması, Hz. Muhammet ile de bu her ikisinin bir edilip içi ve dış bütünlenerek marifet noktasında tevhide gelmesi kemalatandır.

Doğada hidrojen atomunu düşünürsek, parçalandığında kendinden çıkardığı enerji ve dengede ki proton elektron hali ile tüm doğada canlı / cansız âlemlerin yapı taşıdır. Bu hidrojen atomunun kendi kemalatını gösterir.

İnsanda ise tüm isimlerin / tümellerin açılarak veçhelerini eylemde göstermesi, kişinin kendi aklını ve ahlakını temizleyerek, nefis mertebelerinde yükselmesi kemale erişmesindendir. Burada sakinlikle sükûnette buluşmuş bir dengeden söz edilir.

Ancak, sormak istiyorum ki, kesinlik diye bir şey var mıdır? Kemalatta kalına bilinir mi?

Her şey her an hareket halinde ise, sürekli bir oluş bozuluş ise, durağanlık, sabitlik, sınır, belirlilik yok ise, kesinlik de yoktur. Kesin bilgi de yoktur. Zamanın yayıldığı, maddenin yavaşladığı bu dünya âleminde de mutlak, mükemmel kemalat yoktur. Ancak ki her şeyin ana geldiği, anda bütünlendiği söz konusu ise işte orası kemalat noktasıdır ki orda her şey kemal dedir.

Bizim alanımızda da düşünebiliriz ki, olan her şey olması gerektiği gibidir ve kendi kemalindedir. Az sonra değişecektir, dönüşüp evirilecektir ve tekrar kendi kemalini bulacaktır. 

 

 

İris Pala. Nisan 2020

Torba. Bodrum. Korona Günleri

 

 

 
 

Aşikâr olup bilinmelidir ki, kemalat başlığı altında yazdıklarım, benim yaşadıklarım değildir. Sadece dışarıdan duyduğum, okuduğum bilgilere dayanmaktadır. Sadece aklen ve kalben kabul etmiş olmam bana bunları yazma cesareti vermiştir.

 

 

 

‘Asla da ki her zaman’

Diyor yazar. Kirpinin zarafeti adlı kitabını bu şekilde bitirmiş Muriel Barbery.

……. Bu konuda gerçekten de derin düşüncem yok. Zaten kardeş bir ruh hastane soğutucusunda yatarken derin düşünce nasıl olur? Ama ikimizin de aniden durduğumuzu ve derin bir nefes alıp güneşin yüzümüzü ısıtmasına izin verdiğimizi ve yukarıdan gelen müziği dinlediğimizi biliyorum. “sanırım Renee bu andan hoşlanırdı” dedi Kakuro. Birkaç dakika daha orada müziği dinleyerek kaldık. Ben de aynı kanıdaydım. Ama niçin?

Bunu düşünürken, bu akşam, kalbim ve midem paramparça, sonunda kendi kendime hayatın beklide bu olduğunu söylüyorum. Fazlasıyla umutsuzluk. Ama aynı zamanda, güzel bir iki an. Zamanın aynı olmadığı. Sanki müzik notaları zaman içinde bir tür parantez açıyor. Bir erteleme. Buradaki başka yer. Asla’ da ki her zaman.

Korkmayın Renee, intihar etmeyeceğim. Hiçbir şeyi de yakmayacağım. Çünkü sizin için, bundan böyle asla’ da ki her zaman’ ların peşinden koşacağım.

Bu dünyada ki güzelliğin.