29 Ocak 2025 Çarşamba

Var mı..

 


 

Yaşam benden büyük. Bu duyguya çoğunlukla çok fazla acı hissedip çaresiz olduğumda yakalanıyorum. Ve beni bir yerde teselli eden, kabule getiren ve hatta diz çöktüren bir hal oluyor.

Bu büyüklük, belki de aşkınlıktan gelen güç, ölüm karşısında da tüylerimi ürpertiyor.

Doğumdan ölüme, ölümden doğuma. Ve yaratım. Hepsi yaşamın içinden geliyor.

Yaratım hepsinden de büyük. Mucizevi.

Ne kadar yaşamın içindeyiz. Ne kadar yaşamı kucaklayabiliyor, kapsamı içinden geçebiliyoruz bilemiyorum. Kendimi yaşama ne kadar açabiliyorum, kendimi bilmek yolunda eylemlerime ne kadar yön yol verebiliyorum, kendi yaşantıma dair hayallerim ve amacım var mı, ilişkilerimle buluşmama ne derece gönüllü izin verebiliyorum. Ne yaşama ne ölüme ne de galiba kendimize yaşam hakkını verebiliyoruz. Ölüm zaten yaşamın içinde. Yaşam derken neleri kapsıyor. Ölüm, önü arkası dahası var mı bilemiyoruz. Bir de yaratım var. Her şeyden büyük mucizevi.

Bir iki maddenin bir araya gelmesi, hava su toprak gökyüzü güneş değil. Bu mucize, kaossun kozmosa dönüşmesiyle başlıyor. Hücreden insana, akıldan düşünceye, ilişkiden sevgiye, vicdandan özgürlüğe. Mucize var mı..

Var olan, var oluşun mucizevi gücü. Bizde olan belki de bir tek biz insana bahşedilen, bizim bilebileceğimiz, bizim deneyimleyebileceğimiz bir güç. Mucizeye alan açabildiğimiz, davet sunabildiğimiz bir güç. Neşeye mutluluğa temas edebileceğimiz.

Var gel biraz da sen oyalan.



iris pala

istanbul, ocak 2025

 

26 Aralık 2024 Perşembe

ANAMNESİS

 

 

 

 

Kökeni yunanca olan bir kavram var, anamnesis; ruhun doğuştan sahip olduğu bilgileri yeniden hatırlama veya anımsama anlamında kullanılıyor.

Platon felsefesine göre ruh ölümsüz ve ruh tüm bilgiye sahip. İnsanın doğması ile birlikte ruhun bedene inmesiyle bu bilgi tümüyle örtülüyor. Yani unutuluyor ve hatırlanamaz oluyor.

Yeniden bu bilginin hafızaya gelmesi veya hatırlanması mümkün.

Sokrates göre doğru soru sorma yöntemi ile yani bir nevi sorgulama ile bu unutulan veya örtülü kalan bilgiler açığa çıkabiliyor. Veya hayat yolunda önümüze gelen, içinden geçtiğimiz hayata dair yaşadıklarımız, bu örtülü bilgilerin açılmasına sebep olabiliyor. Ayrıca geçmişten gelen deneyimlerin hatırlanması ve anımsanması da bu örtünün kalkmasına olanak veriyor. Tüm geçmişimiz ve geçmiş yaşamlarda yaşanan olgu ve olayların yeniden hafızaya gelmesi yani yeniden hatırlanması da anamnesis olarak nitelendiriliyor.

Yani ruh bu şekilde yeniden hatırlama yoluyla kendi özüne dönüyor ve bilgiye kavuşuyor. Bu aynı zamanda kişinin insan olması, kendini bulma ve gerçekleştirme sürecine yol alması anlamına geliyor.

 

Öncelikle duyularımızla aldıklarımız algıladıklarımızdır. Bu algılama hatırlamayı anımsamayı bedenimize getiren ilk tetiklenmelerdir. Sorgulama, düşüncelerin düşündürdüklerini düşünme, doğru bilgiyi açığa çıkarmanın bir diğer yöntemidir. Soyut düşünebilme, kavramlara yakalama, sezgi, hayal gücü, tasarımlar bunların hepsi doğru bütünsel bilgiye ulaşmanın, kendine yaklaşmanın yöntemleridir. Ruhun kendini tanıması ve öz farkındalığa yaklaşmanın sihirli yollarıdır. Niyetine bunu yerleştirmek, iradeni gücünü bu yola koymak ve ayrıca tüm bunları aşk şevk tutku ile yapmak benim benle buluşmamın tek yoludur.

 

Duyusal duygusal deneyimler, sorgulama düşünme sürekli pratik aşkla yolda yürümek kendinle buluşmanın, kendini bulmanın, hakikate yaklaşmanın olmazsa olmazıdır.

İnsan olmanın en yüce amacı kendinle buluşma yolunda aydınlanma ve özgürleşmesidir.

 

 

İris Pala

Aralık 2024. Bodrum




17 Aralık 2024 Salı

KURBAĞA & ÇEKİRGE

 


 

Çekirge mi? Kurbağa mı?


Bu ne saçma bir soru.. illa birini seçme durumunda mıyım? Başka hayvan mı kalmadı.. hahaaaa.. Ben kurbağa seçiyorum. Kurbağa deyince aklıma kocaman iki göz geliyor. Yemyeşil. Yusyuvarlak bedeninin üstünde kahverengi benekler. Ön ve arka ayaklarda uzun uzun parmaklar ve her bir parmağın üstünde yuvarlak düğmeler. Tüm parmaklarının arasında da perdeleri var. Hayranım, kim bilir o palet perdeler sayesinde ne biçim dalışlar yapıyordur, nasıl da güzel yüzüyordur. Ayrıca o esnek bacaklar, güçlü bir kalça, istediği yere hop zıplıyor. Zıplamalar hoplamalar her sıçrayışında da ağzı kulaklarında gülüyor. Sularda göletlerde sazlıklarda yaşıyor ve hem karada hem de suda arkadaşları var. Bazıları daha da şanslı, nilüfer çiçeklerinin arasında hayatını geçiriyor. Biliyorsunuz ki aynı zamanda bu canlı gayet bilimsel bir yöne de sahip, biyoloji kitaplarımızın nerdeyse hepsinde yeri var. Değişim ve dönüşümü bizi imrendirecek kadar dillere destan bir şekilde kolaylıkla gerçekleştiriyor.  Bizim gibi, ah eski mahallem canım okulum arkadaşlarım o kıyafetim yatağım yorganım futbol takımım demiyor neyi bırakması gerekiyorsa onu bırakıyor, yeni her ne geliyorsa alıp onu hemencecik kabul ediyor, hoplaya zıplaya yoluna gidiyor. İşte O minnak cüssesiyle, boyuna posuna bakmadan bizi eğitiyor. Biz de artık bu derslerden neyi ne kadar öğrenebilirsek alıp cebimizi dolduruyoruz. Sadece sesi pek çirkin. Eh olabilir o kadar da benimkisi ondan da çirkin. Naapalım artık var git yaşa.

 

Çekirgeyi sevmiyorum. Katur kutur. Hiç esnek estetik değil. Bahçemde ki tüm yaprakları yeşillikleri kemirdi yedi bitirdi. Çirkin şey. Daha da hakkında yazmam yeter bu kadar!

 

Geleyim yazımın öbür yüzüne.

 

Bana dokunan, benim dokunduğum her şey önce bende işleniyor, benden işleniyor. Ne demek istiyorum, önce duyularımla algılıyorum. Geliyor beş duyuma dokunuyor. Gördüm kokusunu aldım sesler duydum ve bir teması var bir dokunuşu ısısı acısı belki yakıyor belki uykumu getirdi duygular harekete geçiyor, ne kadar da cana yakın şefkatli hemen dost olalım güvenli galiba yoksa biraz pis mi kokuyor tiksindim mi korkuyorum ya bana zarar verirse annem ona dokunma demişti babam sakın yeme diye uyardı hasta olursun endişe endişelenme en kötüsü bu seni kanser eder hemen kaç buradan o sokaktan da geçme… ve bu sonsuza kadar sonsuzdan da ötelere kadar sürüp gidiyor.. 

 

Aile okul amca bacı alt komşu sevgilim memleket yurt yurtdışı Amerika samanyolu galaksiler, ya geçmiş tarih savaş kaç öldür kaybol yok ol veya gel sanal dünya gerçek dünya para ekonomi sosyoloji bilim metafizik kuantum gabor mate elon mask ben.. kim kim..?

 

Ben aslında bunları yazmak istememiştim, aklım zihnim beni aldı buradan nereye savurdu dağıttı dolaştırdı geri yerine getirdi. Mi hayır getiremedi savurdu başıboş gönlü hoş bıraktı. Bıraktı bir yere. Bıraktı mı? Hayır. İşte bu da böyle sürüp gidebilir, sonsuzdan da öteye..

 

İç dünya bana ait, dış dünya, işte o da bana ait, ben neyi nasıl yaptıysam aldıysam algıladıysam o da bana ait.. Ben aldım ben işledim, kim benden başka bunları böyle yapabilir ki….?

 

O zaman gelin bir oyun oynayalım. Madem yazarak eyleniyoruz o halde oyuncaklarımız da kelimeler olsun..

 

Fark Farketmek / ilişki / bakış / bırakış / yakarış / Belki / Sanki / Niyet / epoche / mi / endişe / cesaret / phenomology / ayan ı sabite / intuition /  ben /

 

 

 

İris Pala

Bodrum. Aralık 2024



5 Aralık 2024 Perşembe

 


B.el.ki

İliş.ki


İlişki ilişkililik ilişkililiğin devinirliği

ya kopukluk

11 Ekim 2024 Cuma

ACI

 


 

Acınızı biliyor musunuz. Hiç onunla temasa geçtiniz mi. Veya başkalarının acısı. Acıları. En uzaktakiler. Geçmişte, çok eskide kalanlar. Unutulmuş olanlar, belki de hiç zihinlerden silinemeyecek olanlar. Bana ait olanlar, bize ait olanlar.

Kırmızı noktalar gibi sıralanmış olanlar. Sayabiliyor musunuz onları. Üstleri uçuk tatlı tül bir perdeyle sislenmiş olanlar. Veya kopkoyu yoğun kırmızı ile kapatılmış olanlar.

Acı ne kadar saklanır?

Toprağa gömüldüler. Kuytuda bırakıldılar. Kuzeyin kayın ormanlarında kara balçığın içine teslim oldular. Unutulmak istenmediler ancak en derinlere itildiler. Minik bedenler annelerinden önce birbirlerine kavuştular. Sayılamayacak kadar minik kımızı noktalar. Kulakları tırmalayan. Kalpleri ağlatan.

Acı ne kadar saklanır?

Hamile. Bebeğini doğurdu. Soğuk nemli kayın ormanın içinde, evladını özlemle sımsıcak şefkatli kollarına aldı. Minik kalp atışlarını, memede süt arayan dudaklarını hissetti. O nefes, o kalp, o süt, o ılık akan kanla karıştı. Yerin zamanın kaderin hükmü her ne olursa olsun önemli değildi, cennetteydiler. Kan revan içindeydiler.

Gücün nereye kadar?

Nereye kime teslim olmalı?

Zordu ki, kan gölünde boğulmak. Zordu ki, kayın ormanında kaybolmak. Zordu ki, diğer anne ve bebeklerle birlikte katledilmek. Zordu ki, yavaş yavaş soğuyan bedenleri hissetmek. Zordu ki, yaşamda kalmak.

Zordu ki, hayata teslim olmak.

Zordu kırmızı.

Zordu acı.

 

Hatırlamayın Bakmayın Hissetmeyin lütfen Yanaşmayın.

Ben de bilmiyorum.

 

 

İris Pala

Ekim, 2024

 

 

7 Ekim 2024 Pazartesi

Düştü

 


Düşlerimden düşüncelerim düştü

Her biri sert zeminde

Kuru

Rengarenk

Çiçeklere uçuştu

İçim acı içinde parçalanırsa eğer

Kuşlar benimle


 

İris

Bodrum / 2024 Ekim



6 Ekim 2024 Pazar

Kendinden

 


 

Bilincimizde olanlar ve hiç bilincimizde olmayanlar. Bizim bir yanımız bu hiç bilincimizde olmadıklarımız ile bağlantıda. Demek istediğim şu ki, bilinç dışımızın bizim üzerimizde etkisi büyük.

 

Kendimiz, kendiliğimiz, ben, öz, bunların hepsi bilincinde olabildiğimiz ve bilincine varamadıklarımız ile ilişkide.

 

Tüm kendimizi ifade ettiğimiz, bende olanı açığa çıkarabildiğim alan ise ego. Egom.

 

Bilincimize gelmeyen, gelemeyen, bilinç dışında bıraktıklarımız ise çoğunluk beğenmediğim istemediğim yanlarım. Toplumun, ailemin, çevremin yargıları. Kültürümün belirledikleri. Kötü çirkin ayıp utanç verici kabul edilemez uygun değil diye addettiklerim. Yargıladıklarımız. Ben yapmam, bende yok, asla, dediklerimiz. Çocukça bulduğum, olgunlaşmamış şımarık dediğim, sorumsuz diye nitelendirdiklerimiz. Öfke duyduklarımız. Doğal olup vahşi gelen güdülerimiz ve onay vermediğimiz arzularımız. Özellikle de onda var ben de yok dediklerimiz..

 

Bu kapkaranlık bilinç dışına gölge benliğimiz deniyor. Hiç görmek bilmek karşılaşmak istemiyoruz. Korku uyandırıyor. Ama ki orada yerinde hatta son derece geniş bir alanda varlığını sürdürüyor. Gör beni diyor, sıkıştırıyor çekiştiriyor zaman zaman da adeta bir volkan gibi patlak veriyor. Bizi yere seriyor.

 

Burası aslında bir nevi de kaos alanı. Tüm belirsizliklerin tüm bilinmezliklerin alanı. Belki de en önemli alan. Her şeylerin yaratıldığı doğduğu alan. Yaratım. En kıymetli alan.

 

Kendimizi doğuracağımız, sürekli ve yeniden ve yeniden kendimizi yaratacağımız yer. Yaşam başka türlü gerçekleşmiyor. Bizim tüm potansiyelimiz burada. Değerlerimiz orjinalliğimiz buradan kaynak alıyor. Yaratıma geçmek bizden ifade bulmak için bekleyen, bildiğimiz bilmediğimiz güzelliklerin tümü burada. Bizden ifade bulmayı bekliyor. Egomda yerini almak üzere..

 

Algımızın, zihnimizin, bilgimizin ötesinde ki bu alana bakmak durumundayız. Bize ait, bizim diğer yanımız, bizde olup bizden büyük bu alana bakmak zorundayız. Belki de tanrısal yönümüz. Bizi, ben de tamamlayacak olan, bütünlüğe kavuşturacak olan, kaderimizi, irademizi elimize tutuşturacak olan bilge yan. Özgürlüğümüz.

 

Yüzleşmek üzere farkına varmak, düşünmek, düşündüklerimizi düşünmek, cesaretle nezaketle tecrübe etmek ve içinden geçmeliyiz. Yaşanan süreci doğal kabul ederek, zaman zaman gözyaşlarına izin vererek, kendimizi çok da kaybetmeden, olanın olmasına izin vermeliyiz. Aklı mantığı sağduyuyu birlikte harmanlayarak. İçine sevgi ve anlayışımızı da katarak. Kendimizden kendimize..



İris Pala

ekim 2024