B.el.ki
İliş.ki
İlişki ilişkililik ilişkililiğin devinirliği
ya kopukluk
Acınızı biliyor musunuz. Hiç onunla temasa geçtiniz mi. Veya
başkalarının acısı. Acıları. En uzaktakiler. Geçmişte, çok eskide kalanlar.
Unutulmuş olanlar, belki de hiç zihinlerden silinemeyecek olanlar. Bana ait
olanlar, bize ait olanlar.
Kırmızı noktalar gibi sıralanmış olanlar. Sayabiliyor musunuz
onları. Üstleri uçuk tatlı tül bir perdeyle sislenmiş olanlar. Veya kopkoyu
yoğun kırmızı ile kapatılmış olanlar.
Acı ne kadar saklanır?
Toprağa gömüldüler. Kuytuda bırakıldılar. Kuzeyin kayın
ormanlarında kara balçığın içine teslim oldular. Unutulmak istenmediler ancak
en derinlere itildiler. Minik bedenler annelerinden önce birbirlerine
kavuştular. Sayılamayacak kadar minik kımızı noktalar. Kulakları tırmalayan.
Kalpleri ağlatan.
Acı ne kadar saklanır?
Hamile. Bebeğini doğurdu. Soğuk nemli kayın ormanın içinde,
evladını özlemle sımsıcak şefkatli kollarına aldı. Minik kalp atışlarını,
memede süt arayan dudaklarını hissetti. O nefes, o kalp, o süt, o ılık akan
kanla karıştı. Yerin zamanın kaderin hükmü her ne olursa olsun önemli değildi, cennetteydiler.
Kan revan içindeydiler.
Gücün nereye kadar?
Nereye kime teslim olmalı?
Zordu ki, kan gölünde boğulmak. Zordu ki, kayın ormanında
kaybolmak. Zordu ki, diğer anne ve bebeklerle birlikte katledilmek. Zordu ki,
yavaş yavaş soğuyan bedenleri hissetmek. Zordu ki, yaşamda kalmak.
Zordu ki, hayata teslim olmak.
Zordu kırmızı.
Zordu acı.
Hatırlamayın Bakmayın Hissetmeyin lütfen Yanaşmayın.
Ben de bilmiyorum.
İris Pala
Ekim, 2024
Düşlerimden düşüncelerim düştü
Her biri sert zeminde
Kuru
Rengarenk
Çiçeklere uçuştu
İçim acı içinde parçalanırsa eğer
Kuşlar benimle
İris
Bodrum / 2024 Ekim
Bilincimizde olanlar ve hiç bilincimizde olmayanlar. Bizim
bir yanımız bu hiç bilincimizde olmadıklarımız ile bağlantıda. Demek istediğim
şu ki, bilinç dışımızın bizim üzerimizde etkisi büyük.
Kendimiz, kendiliğimiz, ben, öz, bunların hepsi bilincinde
olabildiğimiz ve bilincine varamadıklarımız ile ilişkide.
Tüm kendimizi ifade ettiğimiz, bende olanı açığa
çıkarabildiğim alan ise ego. Egom.
Bilincimize gelmeyen, gelemeyen, bilinç dışında
bıraktıklarımız ise çoğunluk beğenmediğim istemediğim yanlarım. Toplumun,
ailemin, çevremin yargıları. Kültürümün belirledikleri. Kötü çirkin ayıp utanç
verici kabul edilemez uygun değil diye addettiklerim. Yargıladıklarımız. Ben
yapmam, bende yok, asla, dediklerimiz. Çocukça bulduğum, olgunlaşmamış şımarık
dediğim, sorumsuz diye nitelendirdiklerimiz. Öfke duyduklarımız. Doğal olup
vahşi gelen güdülerimiz ve onay vermediğimiz arzularımız. Özellikle de onda var
ben de yok dediklerimiz..
Bu kapkaranlık bilinç dışına gölge benliğimiz deniyor. Hiç
görmek bilmek karşılaşmak istemiyoruz. Korku uyandırıyor. Ama ki orada yerinde
hatta son derece geniş bir alanda varlığını sürdürüyor. Gör beni diyor,
sıkıştırıyor çekiştiriyor zaman zaman da adeta bir volkan gibi patlak veriyor.
Bizi yere seriyor.
Burası aslında bir nevi de kaos alanı. Tüm belirsizliklerin
tüm bilinmezliklerin alanı. Belki de en önemli alan. Her şeylerin yaratıldığı
doğduğu alan. Yaratım. En kıymetli alan.
Kendimizi doğuracağımız, sürekli ve yeniden ve yeniden
kendimizi yaratacağımız yer. Yaşam başka türlü gerçekleşmiyor. Bizim tüm
potansiyelimiz burada. Değerlerimiz orjinalliğimiz buradan kaynak alıyor.
Yaratıma geçmek bizden ifade bulmak için bekleyen, bildiğimiz bilmediğimiz
güzelliklerin tümü burada. Bizden ifade bulmayı bekliyor. Egomda yerini almak
üzere..
Algımızın, zihnimizin, bilgimizin ötesinde ki bu alana
bakmak durumundayız. Bize ait, bizim diğer yanımız, bizde olup bizden büyük bu
alana bakmak zorundayız. Belki de tanrısal yönümüz. Bizi, ben de tamamlayacak
olan, bütünlüğe kavuşturacak olan, kaderimizi, irademizi elimize tutuşturacak
olan bilge yan. Özgürlüğümüz.
Yüzleşmek üzere farkına varmak, düşünmek, düşündüklerimizi
düşünmek, cesaretle nezaketle tecrübe etmek ve içinden geçmeliyiz. Yaşanan
süreci doğal kabul ederek, zaman zaman gözyaşlarına izin vererek, kendimizi çok
da kaybetmeden, olanın olmasına izin vermeliyiz. Aklı mantığı sağduyuyu
birlikte harmanlayarak. İçine sevgi ve anlayışımızı da katarak. Kendimizden
kendimize..
İris Pala
ekim 2024
Büyük bir kısmına akıl sır erdiremediğimiz ancak asırlar
içinde ip uçlarını bulabildiğimiz organik bir sistemin içindeyiz. Yaşam denen
bu sistem içinde varlığımız, karşıtları deneyimleyerek kendini aşabiliyor ve
kendine katıyor. Bu yeti bizi kendimize yönlendiriyor ve bütünlüyor. Bilincimiz,
süre giden bu devinimler ile külli bilincin birliğine davet açıyor.
Bu bizim için bir kapsam alanı, bedenimiz zihnimiz algılar
düşünceler güdüler arzular bilgi bilgelik amaç erek istek irade tasarım
duyumsamalar sezgi kavram olaylar olgular vs vs ..ile süre giden değişim
dönüşüm içine düşüyoruz.
Her an bilinmezlik halinden bilineni yaratıyoruz. Bu oluş
durumunda ki insan, bulunduğu yeri belirleyemez ancak, olan / olmayan, gerçek /
hakikat, döngüsünde geçiş halinde devinirken kendine yaklaşır.
Bir can içinde biricik canlarız.
İris
Eylül.2024 Bodrum
Hayata gelmeyi ben mi seçtim, bu bir erek miydi, yoksa yaşamın içine mi düştüm, bilmem mümkün değil..
Ancak hayata gelmiş olmam, burada ki var oluşumla birlikte ilk gün nasıl gözlerimi açtımsa, bunu süregelen bir şekilde hayat boyu yapmam gerekti. Yaşamın daimi bir devinim içinde olması ve her şeyin birbiriyle ilişki içinde bulunması, beni benle ve benim için harekete geçmeye zorluyor.
Akan bir zaman, çalışan bir bedenim, can taşıyan bir organizmam var. Ve ucu bucağı bilinmeyen, işleyen ve zeka üreten bir bilinç deryası içindeyim. Evren diye isimlendirdiğimiz sistem ise sonsuz ve kimselere aldırmadan varoluşunu sürdürüyor.
Bütün bunlar, beni benle muhattap edip, öncelikle kendim için eyleme geçmemi zorunlu kılıyor.
Ben bu noktada, yaşamda kaybolmamak, kendimi yitirmemek ve zaman içinde olgunlaşmak için sorumluluklar ve vicdan ile tanışmak durumunda kalıyorum ve onları tanımak zorunluluğuna düşüyorum. İlerde de biraz daha kendimi tamamlar, belki biraz daha bütünlenir ve mutlu huzurlu dingin sakin mutlu hissederim.. Belki de özgür..
***
Sorumlulukları aklımız vasıtasıyla düşüncelerimizde buluyoruz. Zorunlulukları var. Kanunlarla yazılı olmasalar bile ilkelere uygun çalışırlar. Yani uygun davranış sergilemez isek başarısızlık bizim için kaçınılmz oluyor.
Vicdanın ise mahal yeri gönüldür. Yaşamdan doğar, değerlere göre devinir. Sezgi ile beslenir. Olgunluk, bilgelik ister. Anlayışlıdır, kabulden geçer. Nezaket ve sevgi ile her alanı kapsar.
Yaşam zordur. Sorumlulukla eylemlerimizi belirlememizi ister. Bilgi gerektirir. Çaba gerektirir. Yoluna baş koymamızı ister. Vicdan ise yolumuzda hassasiyetle ilerlememize alan açar. Vicdan alanında korku yoktur, endişe yoktur, farklılıklar, bölünmeler, yargılar, sınırlar ortadan kalkmıştır. Her iki alan da bizden ilgi bekler, beslenmek büyütülmek ister.
Bu iki olgu birbirine zıt gibi görünse de, birlikte çalışmaları ancak bizi hedefe ulaştırır.
Biri zorluklarla sabırla mücadele ettirirken ve başarının hazzını güvenini gururunu yaşatırken; Diğeri anlayış ve sevgi yumuşaklığı ile bizi kuşatarak, huşu içinde bir dinginlik sunar.
Yaşamda savrulmamak için kendimize bir yol çizip yönümüzü bulmalıyız. Bu arayış ancak sorumlulukları bilmek ve vicdanımıza alan açmakla mümkün kılınır. Ve böylece Güven içinde ve emin bir şekilde oluşturmak istediklerimizi gerçekleştirebiliriz.
İris Pala
Bodrum. Mayıs 2024
Fenomenoloji
Aile Dizimi pratiği sırasında kullanılan fenomenoloji terimi, Bert Hellinger'in çalışmalarında sıkça karşılaşılan bir kavramdır. Fenomenoloji, aslen Edmund Husserl tarafından geliştirilen bir felsefi yöntemdir. Bu yöntem, deneyimlerin öznel yanlarını incelemek ve anlamak için kullanılır.
Aile Dizimi bağlamında, fenomenoloji, danışanın ve temsilcilerin deneyimlerini anlamak için kullanılır. Danışan, belirli bir aile üyesinin bakış açısını, duygularını, düşüncelerini ve deneyimlerini daha iyi anlamak için temsilcilerle bir araya gelir. Temsilciler, aile üyelerini veya diğer önemli figürleri temsil ederken, fenomenoloji, bu temsilcilerin deneyimlerini açıklamak ve anlamak için kullanılan bir araç olarak işlev görür.
Fenomenolojik bakış açısı, danışanın ve temsilcilerin deneyimlerini yargılamadan ve önyargısız bir şekilde gözlemlemesine olanak tanır. Bu, danışanın ve temsilcilerin duygusal ve zihinsel deneyimlerini derinlemesine keşfetmelerine ve anlamalarına yardımcı olabilir, böylece aile geçmişinden kaynaklanan dinamikleri daha iyi anlamalarına ve çözümlemelerine olanak tanır.
‘’Phenomenology" is a term commonly encountered in the practice of Family Constellations. Phenomenology is originally a philosophical method developed by Edmund Husserl. This method is used to examine and understand the subjective aspects of experiences.
In the context of Family Constellations, phenomenology is used to understand the experiences of the client and the representatives. The client comes together with representatives to better understand the perspective, feelings, thoughts, and experiences of a particular family member. While the representatives embody family members or other significant figures, phenomenology serves as a tool to describe and understand their experiences.
A phenomenological perspective allows the client and representatives to observe their experiences without judgment and with an open mind. This enables them to explore and understand their emotional and mental experiences deeply, helping them to better understand and resolve dynamics stemming from family history.
İris Pala
Bodrum.2024