4 Kasım 2012 Pazar

Bitmeyen Özgürlük





Özgür olmak için kişi kendini tanımak zorunda, bilmek zorundadır. Çevresinin ve dünyanın farkında olmalıdır. Toplumun koyduğu kuralları, politik oyunları ayırt etmek durumundadır. Doğayı kavramakla yükümlüdür. İşbirliği ve dengeyi anlamak durumundadır.

Kişi kendini tanımadan özgür olamaz. Kendini bilemeden özgürlüğü nerede bulacağını bilemez. Özgürlüğün ne olduğunu bilmek için de kendinden öteyi de bilmek zorundadır. Bilmeden sorumluluk alınamaz. Özgürlük bir sorumluluk işidir. Kendinin ve yaşamının sorumluluğunu almak. Tüm yaşamının sorumluluğunu alamayan özgür olamaz.

En büyük yalandır; vaktim yok. Çünkü kaçmaktır, en kolay olan. Erteleme kelimesidir, en masum görülen. Suçu ve suçluyu dışarıda bulmaktır, en cazip olan.

Kendini bilmek zor iştir. Kendini bilen ancak kendi olabilir. Bunun için de kendinle uğraşmak gereklidir. Kendinle uğraşan kendini geliştirebilir. Kendisi için olanı kavrayan, ayırt edebilen ancak özgürlüğünü keşfeder. Bir uğraştır özgürlüğe sahip olmak ve onu sürdürmek.
‘Ben böyleyim ve her istediğimi yaparım’ sözleri, özgürlük bilinci ile alakası olmayan, şapşallık, şuursuzluk nidalarından başka bir şey değildir.

Doğanını en gizli sırlarını keşfe çıkarcasına, bedenini araştırmak. Evrenin bilinmezleri arasında gezinircesine, düşüncelerinle olmak. Varoluş bilincine dalarcasına, duygularına izin vermek. Kendini bilmek. Kendin olmak. Özgürlüğene vakıf olmak. Özgürlüğünü hak etmek.  İnsanoğlunun, yaşamındaki en önemli işidir.

Sınırlarını tanımak. Zor diye nitelendirdiklerinin aslında kolay olduğunu anlamak. Hep baktığı yönden başka yönlere de bakmak. Yönünü değiştirmek. Güvenlik alanlarının dışına çıkmak. Tüm bunların yaşamak olduğunu bilmek. Toplumun koyduğu sınırları görmek. Medeniyetin yüklediklerini ayırt etmek. Tercihlerini kendin için geliştirmek. Çalışmak. Mutlu olmak.

En nadide çiçekten daha değerli olduğunu bilmek. Ömür belki de bir kelebeğinkinden bile daha kısa. Hayat evren kadar gizemli. Biz, bir maymun kadar muzip bir at kadar güçlüyüz. Denizlerden de engin.

Bizler ölümlü. Aşk sonsuz.






iris

Kasım. 2012.
Torba. Bodrum.

25 Ekim 2012 Perşembe

DUDU





Dudu. Bir köylü kadını değil. Şehirli hiç değil. Görür görmez, tanır tanımaz sevdiğim bir kadın. İlk olarak bizimle çalışmak için geldi ve hep arkadaşım olarak kaldı.  Kızılağaç beldesine bağlı Çilek köyünden. Kocası Dursun. O da çilek köyünden. Dudu ve Dursun, analarından atalarına Çilek köylü. Çilek’te bir evleri var. Sadece kışın oturuyorlar. Sobası var. Vadiden yükselen tepenin üstünde. Kışın hep güneşli. Vadinin diğer yamacı ise zeytinlik. Bir baştan bu ortaya Dudu’nun, diğer baştan şu ortaya kadar da Dursun’un zeytinleri..

Zeytinlikleri de aşıp en tepeye ulaştığında denizi görebiliyorsun. Uçsuz bucaksız Gökova körfezi. Alabildiğine koyu, alabildiğine lacivert. On beş dakikalık bir iniş yolu da seni Yalı beldesine ulaştırıyor. Bodrum’un en güzel koyu. Gökova körfezi tam buradan başlıyor. İri, oval, sıcacık çakıl taşlarıyla. Girer girmez hemen derinleşen sular ve arkada makili dağlar. Mavi gök. Pırıl pırıl.

Dudu, bir kere görebileceğiniz en güzel, en güler yüzlü kadın. Kahkahasını metrelerce öteden tanıyabilirsiniz. Son derece zeki. Ama asıl önemlisi, hayatı sağduyusu ile öğrenmiş. Yaşamı kendinden. Doğayı kalbinden tanıyor. Hayatı doğallıktan izliyor. Can göz bebeklerinde. Acıyı acı, tatlıyı tatlı biliyor. Dolaysız. Açık. Olduğu, geldiği gibi..

Dudu’dan öğrendiğim ve öğreneceğim çok şey var.

Önce kayınvalidesi yatağa düştü. Arkasından babasını kaybetti. Hep bizimle birlikte çalıştı. Kendisine nerede ihtiyacımız oldu ise o işimize koştu. Bu mevsimin son günlerindeyiz ve Dudu hala bizimle birlikte çalışan tek kişi. Şu günlerde babasının, kayınvalidesinin, on ikinci gün ve elli ikinci gün dualarını okuturken, kızı Sevgi’nin düğün davetiyelerini dağıtıyor. Davetiyelerin yanında mutlaka bir şal, bir tshirt, bir havlu hediyesi de var. Sevgi’nin evinin eksikleri, bir İstanbul’da bir burada düğün, kınası ve Dudu’nun kahkahaları..

Çok iş var. Düğün bitecek, zeytin var. Zeytine gidilecek, toplanacak, taşınacak, sıkılacak işler hiç bitmeyecek, ama yapılacak. Dudu bundan emin. Çünkü kendinden emin. Çünkü kendinle ve hayatla barışık. Kendini ve hayatı seviyor. Acı tatlı doğal.

Dün yağmur yağdı. Bildik Bodrum yağmuru. Kovadan su dökercesine. Deniz patladı. Dalgalar denizden çıktı yola, duvarlara vurdu. Her taraf yağmur rengi deniz çamur. Bu gün ortalık süt liman, dün kaç kez kurutamadığımız çoraplarımızı bıraktık ayak parmak uçlarımızı güneşe serdik, ısınsınlar. Etraf dümdüz. Ses seda yok. Sonsuz sükût. Gök mavi. Beyaz topak bulutlar var. Her şey ıslak ve parlak.

Bu mevsimin ilk yağmuruydu. Buraları için çok kıymetli bir zaman. Kavurucu sıcaklardan sonra, sezonun yorucu kalabalıklarından sonra bir ilk. Dudu dedi ki; yarın biraz geç geleyim. Çilek’te uyanayım. Bahçeme bakayım. Bana da döndü ve ilave etti; hemen toprağını eşele, tohumlarını serp, ne varsa maydanoz, nane, tere. Soğan, pırasa dik, bir aya kalmaz yeşerirler. Çıtır, çıtır kopar. Zeytinyağında çevir. İstersen sarımsaklı istersen sade ye. İşte sana akşam yemeği.

Hayatı hafifleten bir kadın.

Dudu, senden öğrendiğim ve öğreneceğim çok şey var.



iris
Ekim. 2012


28 Eylül 2012 Cuma

YAKARI


YAKARI

 

Umarım

Duygular kemale erince

Söz cemale düşünce

Hiçbir sır kalmayınca

Sihir bozulur

 

 

 

iris

 

AYM






Annemle konuşuyorum. Adı Dana…..; her şeyi bilen demek. Gerçekten de öyle. Rana olsa imiş; en güzel demek olacakmış. Ama gerek yok. O zaten en güzel ve her şeyi bilen.


81 yaşında. Beyne giden damarlarda tıkanma söz konusu. Rahatsızım. Kendimi ciddi derecede baskı altında hissediyorum. Hem çevrenin baskısı, hem de tek kızı olmanın sorumluluğu.


Büyüdüğüm çevrenin insanları, Osmanlı torunları, Atatürk kadınları. Tabii ki eğitim düzeyleri yüksek, sosyo-kültürel olarakta durumları oldukça iyi. Malum, bu kişiler, bu düzenin sınırları içinde, kendi sınırlarına sadık, başkalarının sınırlarına saygılı, ayrıca özgüvenleri son derece yüksek dolayısıyla da koşulsuz tartışmasız son derece başarılı insanlar. Her zaman hayatın üstesinden gelebildikleri gibi, asla vede asla kontrolü  bir başkasına teslim etmek istemiyorlar.


Aneminde hayat akışında birtakım aksaklıklar olmağa başlayınca, aklımın döndüğü, dilimin el verdiğince, artık yaşam şeklini biraz değiştirmesi, bazı alışkanlıklarından da vaz geçmesi gerektiğine dair bir iki söz söylemeğe çabaladım.


Tüm otoritesiyle cevap verdi. ‘Bana yaşlı muamelesi yapmayın!’ ve kendinden emin şekilde de ilave etti. ‘ ben kendi istediğim şekilde özgür yaşayacağım’


Boğazımda balmumu tıkanıklığı. Kalbimde bıçak sızısı. Midem de bir blok. Kafamın içi boş. Başım dönüyor. Beden hatlarım silikleşti.

Saatlerce meditasyon. Onlarca yoga. Denizde yüzlerce kulaç attım. Biraz biraz kendime geldim. Dengemi buldum.


Yapacak bir şey yok. Her şey olması gerektiği gibi.

Bu çevre, yaşadığım ortam, annem, babam, tüm yakınlarım, herkes, her şey… Bunların hepsini ben mi seçtim yoksa her şey bir tesadüf mü? Hiç fark etmez. Tüm bunlar aynen böyle olmasaydı ben kendimle bu denli uğraşır mıydım? Bu günler böyle yaşanabilir miydi? Yarınlar için bu kadar mutlu olabilir miydim?


Teşekkürler…



Hayat bu. Olduğu gibi.

Hayatı paylaşarak yaşamak da böyle bir şey.

Herhalde…

Yolun istediğin gibi ve açık olsun annem.

Aym …







iris

Eylül.2012

27 Ağustos 2012 Pazartesi

AŞK






Her yerde…

Aşk,
    Korkusuz, endişesiz, telaşsız, hesapsız, dayatmadan..

Aşk,
    Karmaşadan uzak, kıskanmadan, ızdırap yüklemeden..

Her zaman…

Aşk,
    Hassasiyetle, masumiyet ve açıklıkla, sakin ve tutkulu..

O, ebedi
        Biz, ölümlü
O, sürekli
        Biz, ayrılıkta
O, her yerde
        Biz kayıp
O, her zaman
        Biz kopuk

Aşk,
     Doğalın, doğanın içinde
     Bizim, kendimizin içinde

Aşk,
    Her yerde
Biz ….




iris

Ağustos.2012

CEMALİ





O bana babamı hatırlatıyor. Yüzü, gözleri, elleri, duruşu.
Âşık olduğum babam. Bana âşık olan babam. Artık hayatta olmayan babam.
Ben onu görünce babamı biliyorum. Hala ona sahip olmak, onu tutmak, ona âşık olmak istiyorum. Ona sarılmak, onu sıkmak…

Âşık olduğum babam.

O beni görünce babasını hatırlıyor. Onu reddeden babasını. Onu istemeyen. Ondan dolayı hayatını kurduğu ve kötü olarak nitelendirdiği. Beklide nefret ettiği… Bilemem?

Onu reddeden babam.

Aynı baba.

Aynı babanın iki farklı yüzü.

Benim için; sonsuz kabul edici, eşsiz, yaratıcı, muzip, kocaman elli. Beni kaplayan baba.

Âşık olduğum adam.

Onun için tamamen farklı.

Aynı babanın iki farklı yüzü.

O babama benziyor.
Ben Ona.
Babam hepimize..

Ben Ona yöneldim.
Babam benden uzak..

Ya.. Babamın izdüşümleri?
Farklı. Başka. Her yönde…

Babam her yerde..


Özgür irade ve Kader, birbirinden ne kadar farklı? Ne derece ayrı?


Biri birinin cemali, biz birbirimizin cemali.

Neyse ki Aşk hep var, bizlerse ölümlü…





iris

Torba. Ağustos 2012

25 Temmuz 2012 Çarşamba

KİM





Önce bedenime baktım.

Ayaklarım.
Ayak parmaklarım. Tek tek birbirinden ayrı. Ayak kavsi. Parmak kökleri. Topuk. Kök saldığım anlarım. Denge. Tüm yükümü taşıyan. Beni bir yerden bir yere götüren, ulaştıran, yürüyen ayaklarım.
Bileklerim. İnce. Narin.
Baldırlar. Güçsüz kasların cemeresini üstlenen dizlerim. Bacaklar.

Kalçam. Hayat organlarımın evi. Bedenimi taşımakla kalmayıp, tüm sıkışıklıklarımı kabul eden kalçam. Hatta hatta yılların, asırların, nesillerin tıkanıklıklarını barındıran kalçam.
Yumuşak karnım. Beni kollayan, saklayan, koruyan. Başına hep dert olduğum solar plexus. Egomla geçinemeyen, sıkıntı çeken güneş sinir ağı. Midemi, beni dalgalandıran nervus vagus. Dengesiz, huzursuz, tatsız.

Sıcacık, can kalbimi saran dost akciğerler. Göğüs kafesi. Bütün ömrümü üstlenen nefes.
En sonunda açmayı, genişletmeği başardığım omuzlarım. Narin, zayıf kollar. Aşağı bakan köpekte, yüzerken, sevenlerime el sallarken, yazıp çizerken benle hareket eden kollarım. En değerli varlığım, ellerim. Onlarsız olamam. Parmaklarım.

Boynum, hayatımı yönlendiren gırtlak. Tiz, çocuk, çatlak, sevecen, kırıcı, boğan, sessiz ses.

Saçlarım ve gözlerim ve tüm duyularla başım.
Beyin. Düşünceler. Vazgeçtiğim, vazgeçmediğim düşünceler. Ulaşabildiğim duygular. Anlamlandıramadığım duygular. Bedenimin kan akışı gibi, sıvı akışı gibi, oksijeni gibi dolaşan ve hayatımı elinde tutan duygular.

Sonra bedenine baktım.
Ne kadar aynı. Ne kadar ayrı.

Göz göze bakıştığımda hücrelerimiz arasındaki fark nedir? Benim göz hücrem ile ayak başparmak hücrem arasındaki mesafeden daha mı uzaktır? Mesele sadece kendini daha ayrı daha farklı hissetmek midir?

Sana seslendiğimde benim hücrelerimin titreştirdiği ses, senin hücrelerini de aynı frekansta titreştirmez mi?

Kokular, duyular, korkular, acı, hüzün, hangimize bir diğerimizden daha uzak?

Sevinirken el ele tutuşmak niye?

Aradaki boşlukları en çok dolduran mı birbirine en yakın olur?

Hücreler arasın da boşluklar mevcut değil mi? Bir organ kendini diğer organdan ne kadar farklı veya ne derece ayrı bilir?

Sormak istediğim…

                           İç dünya ile dış dünya birbirinden ayrı mıdır?
                           Farklı olmak neyi ifade eder?
                           Ayrılıkların, bölünmelerin mesafesi ne kadar?
Zaman ve mekânın sınırları ne kadar etkindir?
                           Biz neredeyiz?
                           Ben ne kadarım? 
                           Ben kimim?







iris

Torba – Bodrum
Temmuz 2012