Bir minik tohum. Benimle birlikte olan. Rengi krimzon
alizarin. Parmak ucumdan da küçük. Biliyorum bir gün onunda içi açılacak ve
etrafa binlerce onbinlerce milyonlarca tohum saçılacak. Neden mi, çünkü onlar beyaz
ama kemik beyazı. Mis kokulu. Cıvıl cıvıl.
Peki ben o tohumu nerde buldum dersiniz. Koyu kahverengi tamtamına
kızıl kahverengi yumuşak bir toprağın içinden. Önüme bakarak çok yavaş bir
şekilde yürüyordum. Rahvan. Arada durup ellerimle avuç içlerimle nemli mis
kokulu toprağı elliyordum. Evet işte orda tam önümde gözlerime bakarken yakalandım.
Mutlu olmuştuk. Rüyalardan çıkıp bana gelmişti. Avcumun içine koynuma
yerleşmişti. Artık beraberdik.
Yıllarca yüzyıllarca birlikte olduk. Dağ taş yol bayır köy
şehir orman nehir yürüdük. Kah yorulduk kah acıktık. Her şey hayata dair di.
Güldük ağladık kavuştuk dans ettik. Dost olduk dost buluştuk yollara
yollarımıza gittik ayrıldık. Vakti zamanı gelince hani vakt-ı kerahat zuhur
bulunca tohumumun dış kabuğu artık iyice kurudu ve içi içine sığmaz oldu ve
çatladı. Çat.
Ne oldu beğenirsiniz, onca noktacık onca ışık onca huzme
ortalığa yayıldı. Pırıl pırıl göz alabildiğine göz kamaştıran ışıkcıklar.
Ufukları aştılar tepeleri geçtiler bulutları uçtular ve sonsuzluğa doğru
yayıldılar. Sonra ne oldu bilir misiniz, her biri tek tek yavaş yavaş geri
gelmeye başladılar. Birer gökkuşağı olmuşlardı. Bana yönelmişlerdi. Göğsümü
açmam gerekti. Nefesimi tutmamam. Gülümsemem.
Sen de gülümse çünkü o gökkuşağı renklerinden biri de
sensin.
İris Pala
Şubat.2026. Bodrum